Gönderi

Puan vermedi·320 syf.··
2019 48. kitabı
Kitap yazarın da belirttiği üzere 1914'ten sonra kaybolan burjuva toplumunun bir zamanlarki kültürüne ne olduğunu ele almaktadır. Bazı bölümlerde de günümüzdeki sanatların geleceklerine dair tahminlerde bulunur. Örnek vermek gerekirse ona göre heykeltıraşlık, günümüzde anıt dikmeye devam ettiğimiz için çok tutulmasa da devam etmektedir. Görsel sanatlar teknolojiden kötü etkilenmişlerdir ama mesela edebiyat hala aktif bir şekilde yaşamaktadır çünkü insanlar kitapları yanlarında taşıyabilmektedirler, gittikleri her yere götürebilmektedirler. Festivalleri ele aldığı bölümde her geçen gün festivallerin arttığını, bunun büyük bir gelir kapısı olduğunu söylüyor. Festivaller esi dini işlevleri olmasa da farklı işlevlerde kullanılıyorlar. (Bence ekonomik gelir ve siyasi amaçlar en önde gelen işlevler.) Kitabın birkaç bölümünde Yahudiler üzerine çok durmuş ve bu bazı yerlerde çok sıkıcı bir hal alıyor. Yahudiler hakkındaki düşünceleri benim de yıllardır düşündüğüm tarzda; her bilimsel alanda neden Yahudilerin öncü olduklarını önceden çok sorgulamıştım. Okuduğum bazı kaynaklarda Yahudiler artık tanrıdan yardım beklemek yerine çalışmaya karar verdiklerini anlatıyorlardı. Hobsbawm ise biraz özgürlüklerine kavuşmalarına ve Alman dilini özümsemelerine bağlıyor. Tabii ki bu da bir etken. Hobsbawm'a katılmayıp çok eleştirdiğim bir nokta küreselleşmenin kültürü yok etmediğine dair kitabın başındaki (s.27) düşünceleridir. İlerleyen bölümlerde bununla çelişebilecek ifadeleri olsa da burada yanlış düşünüyor. Ufak birkaç örnek vererek geçiştiriyor. Çin ve Hint dekorları ile süslenmiş kafeler örnek veriyor ya da Hollywood bünyesindeki yerel kültür unsurlarını aktarıyor. Ben alanın bizi paranoyaklaştırmasından ya da Adorno'dan çok etkilendiğimden olsa gerek bu iyimser örnekleri ticari kurnazlıklar, manipülasyon girişimleri olarak görüyorum. Hollywood yapımı filmlerde geçen kültürel değerler o kültürün yaşaması için konmuyor oraya. Veya biz halkbilimciler yukarıda da belirttiğim gibi paranoyakça yaklaşıyoruz bunlara. Hobsbawm devamında bazı ülkelerdeki Müslümanları örnek vererek "Bakın bunlar Museviler ve Hıristiyanlara rağmen yaşıyorlar. Devlet baskı kurmadığı sürece sonsuza kadar devam edecek bu durum." diyor. Ama bu saçma bir örnek bence. İslam ve inananları, canlı bir organizma gibidir. Veya diğer tüm dünler. Kültür dinamik bir şekilde canlılığını sürdürür çünkü kültürel aktarım yoğundur. Din farklı bir kulvarda ele alınmalıdır. Hatta Hobsbawm'ın dediği gibi düşünsek bile baskı olmadığında İslam'ın sonsuza dek bozulmadan var olacağını söyleyemeyiz. Kitle iletişim araçları, çeşitli manipülasyonlar, küreselleşme gittikçe yozlaştıracak İslam'ı. 15 yıl önceki Türkiye ile günümüzdeki Türkiye'yi gözümüz önüne getirelim. Din bu kadar özgürken bile toplumun ne derece yozlaştığı ortadadır. Özellikle kültür endüstrisi sırf para uğruna insanların giyimini bile mide bulandırıcı bir duruma getirmiştir. Giyinilen ürünler birbirlerine ve dine çok aykırı olmalarına rağmen bu gayet doğalmış gibi algılanmaktadır. Aşırı makyaj, türban, dar ve kısa paçalı kot, binlerce liralık eşarplar İslam'ın şartlarındandır artık Türkiye halkına göre. Devamına dair bilgi vermeyeceğım çünkü bazı bölümler okurken eziyet gibi geliyor, bu kadarı yeterli.
Parçalanmış ZamanlarEric J. Hobsbawm · Agora Kitaplığı · 20149 okunma
·
92 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.