Büyük imparatorluğun merkezi ile doğu yakası arasında ki derin uçurumu ele alıyor kitap. Londra'da merkezde hayat gayet fevkalade devam ederken taşra kesiminde aylık 5.5 dolara geçinmeye çalışan ailelerin düştükleri çarpıcı tablolar gözler önüne serilmekte. Geçim sıkıntısı o kadar çok çepeçevre sarmış ki orada ki insanları yaşamdan zerre miktar başka bir beklentileri olmadıklarını görmekteyiz. Barınma sıkıntısı yeme sıkıntısı iş sıkıntısı vs. derken insanların yaşamayı unutturacak bir kasvetin içine girdiklerini ve giderek bu bataklığa saplandıklarını anlatıyor yazar. İnsana verilen değerin bir hiç olduğu özellikle bu kesimde adalat olgusunun imparatorluğun en güçlü döneminde böyle içler acısı halde olduğunu defalarca dile getiriyor çeşitli örnekleri ile. Oysa ki dönem İngiltere'nin en güçlü dönemi ve merkezde gazetelerde hayatın gayet normal gittiğini yönelik manşetleri görürken yazarın doğu yakasını daha yakından incelemek adına bu kasvetin içine karışıp durumun ne kadar vahim olduğunu bizlere aktarıyor. Toplum düsturu topluma topyekûn önemseme güçlü bir devlet ile gerçekleşmez tam anlamıyla. Devleti yönetenler bu anlamda daha fazla önem arz etmektedir. Öyle bir devlet adamı olmalı ki Atatürk gibi an be an halkın içinde nefes almalı onların dertleri ile hemhal olmalı. Öyle bir devlet adamı olmalı ki Hz. Ömer'in dağlara buğday ekin müslüman ülkede kuşlar aç demesinler sözündeki inceliği gibi hassas yöneticiler ile ancak hakiki anlamda topyekûn kalkınma mümkün olabilir.