Felsefe hayatımızın vazgeçilmez bir parçasıdır, aslında onu hafife alsak da ona sık sık başvuruyoruz. Pratik hayatımızda sürekli düşünüyoruz, eylemler gerçekleştiriyoruz ama bunlara geri dönüp ne gibi anlamlar ifade ettiği konusunda bence ona haksızlık ediyoruz. Bu bağlamda felsefeyi daha da irdelememiz gerektiği kanısındayım. Düşünme yöntemimizi geliştirmek, kendimizi ve çevremiz hakkında daha etkin kararlar almak, kişisel ve toplumsal değer ve yargıları daha iyi benimsemek adına, felsefe okumanın önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü hedefi “düşünmeyi” öğretmektir.
İşte tam da burada devreye giren felsefe çağının soyut filozofu Sokrates, kendisinin hiç yazılı eseri olmasa da bizlere öğrencisi olan Platon’un kaleme aldığı bu eserde “bilgi ve erdem” kavramlarının öneminden bahsediyor. Soyut dedim çünkü doğa filozofları dışında “ruh” kavramını ilk kez ele alan Sokrates’in ta kendisidir.
Sokrates iyiliğe, doğru bilgiye, erdeme o kadar çok değer veriyor ve onları o kadar yüceleştiriyor ki -kitabı okuyunca daha iyi anlayacağınız üzere- bu bilgeliğin kendisine tanrıdan tarafından verildiğini ifade ediyor.
“Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir” sözüyle Sokrates; kendi toplumunda en bilge adam olduğunu, hem bilge olup hem de hiçbir şey bilmediğini, kendisine verilen bilgeliğin tanrıdan geldiğini, ben bir bilge olduğum halde hiçbir şey bilmiyorsam bizleri yaratan tanrı ne kadar bilgedir düşüncesiyle de tanrının yüceliğine dikkat çekiyor.
Kendisinin “bilgi=erdem” öğretisine katılmasam da öğretilerini evrenselleştirmeyi başardı ve bunu yüzyıllar önce yaptı. Bu bağlamda tarihi eski olsa da ölümsüz fikirlerine kulak vermemiz gerektiğini düşünüyorum.