•Anne Frank’ın satırlarını okurken tüm o acıları içinizde yaşıyorsunuz çoğu zaman çok az bahsetse bile. Savaşın ne zaman biteceğini bilmeyerek bir yere kapalı kalıp saklanmanın ve sizi ölümün beklemesinin nasıl bir his olduğunu hayal etmeye çalışıyorsunuz. Dışarıya çıkmanın imkansız olduğu saklanmanın yeterli olup olmayacağı belli değilken. Bu düşünce bile insanın psikolojik sağlamlığını yerden yere vuruyor olsa da her gün uyanıp günlük meşgaleler bulmalı ve yaşamak için umut dolu olmak zorundasınız çünkü Arka Ev’de hayat devam ediyor.
•Anne Frank’ın on üç yaşından on beş yaşının başlarına kadar yazabildiği ve içini açtığı günlüğünde ergenlik döneminde yaşadıklarını gözlemleyebiliyor kendini keşfettiğini ve geliştiğini görüyorsunuz.Düşünceleri yaşının oldukça ilerisinde; sevgi,düşmanlık,kadın hakları,cinsellik. Bu konularda kitaplardan öğrendikleri dışında kendi görüşleri vardı. Betimlemeleri özgün, gözlemleri yerindeydi. Edebi yönü çok kuvvetli gelişme göstermekteydi, hikayeler yazmakta ve gazeteci olmak istemekteydi. Haklıydı, kendini yazarak çok iyi ifade ediyordu.
•Bu Anne Frank’ın günlüğüydü 4 Ağustos 1944’te saklandıkları yerde yakalandıkları günden üç gün öncesine kadar yazdığı.Ölmek zorunda değildi tıpkı diğer Yahudilerin de ölmek zorunda olmadığı gibi.