·255 syf.····Okunma: 09 Nisan 2020 14:07 Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’dan sonra okuduğum ikinci kitabıydı İçimizdeki Şeytan. Bu kitaptaki karakter analizlerinden, iç çatışmalarından, belki de hepimizin zaman zaman hissedip de dile getiremediğimiz hislerin uzun uzun betimlenişinden çok büyük haz aldığımı söylemeliyim.
Sadece ana karakterlerin değil; yan karakterlerin de zihinlerine başarılı bir şekilde girilmesi okuma hazzını artıran faktörlerden biri. İçimizdeki Şeytan’da da Bedri’yi, Nihat’ı, Hüsamettin Efendi’yi dinlerken ne kadar canlı, ne kadar hayatımızın içinden karakterler oluşturulduğunu görüyor, hissediyoruz.
Ömer ve Macide... İlişkilerde sevgi en üst seviyede olsa bile hep bir şeylerin eksik kalacağını görüyorum bu ikilide. İnsanın insana bazen çok ağır gelebileceğine şahit oluyorum. Bir de Macide’nin kitabın başında ve sonunda aklımda çok farklı portreler çizdiğini söylemeden edemeyeceğim. Belki de başlarda Ömer’in gözünden izlediğimiz Macide ile asıl Macide’nin farkını görüyoruzdur...
En etkilendiğim kısım ise şüphesiz son bölümlerden birinde Ömer’in Bedri’ye yaptığı konuşma oldu: “İçimizde şeytan yok... İçimizde aciz var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var...”