Onu aklımdan çıkaramıyordum. Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum. Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi. Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı, kalbi baştan aşağıya sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulayan bir şeydi. Kolları, başı hep dermansız bırakan, yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey.
“Şeker Portakalı” ismi şirin görünse de içerik için pek öyledir diyemem. Kitabı okuyanların çoğu eminim ki çok fazla hüzünlenmişti.Kim okursa hüzünlenir. 5 yaşındaki çocuğun yaşadığı şiddet karşısında kimin yüreği dayanabilir ki,
Toprağa ne tohum ekersen toprakta o tohum yeşerir. Portakal tohumu ektiğimiz yerde ceviz ağacın filizlenmesini beklemek yanlıştır. İçindeki şefkatı dışa vurmayan bir ebeveynin ailesinde de hep şefkat kavramı eksik kalır.
..çünkü şefkat olmayınca hayatın pek değeri kalmıyor
5 yaşındaki bir çocuktan olgun gibi davranmasını beklemeyiz. Yapacağı en çok şeyde hatadır o çocuğun. Bir çocuğun en çok ihtiyacı olan şefkati ve çocukluğunu da elinde alırsak geriye ne kalır.
Zeze'nin küçük yüreği ne ağırlıklar altında ezildi.
Uyuyalım. İnsan uyudu mu unutur herşeyi.