Rüzgarın Gölgesi.
Ne yalan söyleyim uzun süredir böyle sürükleyici bir roman okumadım. Rahat 2-3 gün içerisinde bitirebiliceğiniz tarzda akışkan bir kitap. Oturduğunuzda zamanın nasıl geçtiğini anlamadan 200 sayfayı okutturabiliyor. Romanın türü başta kurgu olmak üzere ; gotik ve aşkı barındırıyor. Kitapta beğendiğim, beğenmediğim noktalar mevcuttu. Onlardan da bahsedeceğim. Ben bu tarz uzun soluklu romanlarda ''tesadüf '' olayını pek sevmiyorum. Romanda kısaca ana karakter (ki bu Daniel) unutulmuş kitap mezarlığından bir kitap alıyor. İşin tuhaf tarafı aldığı kitap hiçbir yerde basımı olmayan ve esrarengiz bir yazara ait olan bir kitap. Ana karakter kitabı çok seviyor ve yazarı araştırmaya başlıyor. Ve biz okurlarda bundan sonrasında tesadüflerle dolu bir maceraya maruz kalıyoruz.Yazarın hayatıyla Daniel'in hayatının belirli bir kesiminin çok benzemesi, Daniel'in çevresindeki kişilerin (bunu sonradan fark ediyor) yazarın çevresiyle bağlantılı olması hatta yazarla bile vesaire vesaire.. Bu kadar rastlantı olması beni rahatsız etti aslında düşünüldüğünde gerçekten değişik bir kurgu akıcı bir kitap ama işte.....
Diğer taraftan kitapta karakter analizlerine BAYILDIM. O kadar mükemmel tasvir edilmiş ki; kitaptaki karakterleri yıllardır tanıyormuşum gibi hissettim. Karakterlerin hepsine ayrı ayrı hayran kaldım.Yer yer kasvetli atmosfer, gizemli soru işaretleri, okuyucuyu zaman zaman ürpertmeyi başarabilen olaylar da kitabı beğenmek için bir sebep. Olaylar içinde olaylar... Bu kadar tesadüfle karşılaşmasak kesinlikle 10 üzerinden 10'luk kitaptı. Herkese keyifli okumalar!