Yine Zülfü Livaneli’nin muazzam bir eseriyle tanışmanın keyfini yaşıyorum
Her kitabını ayrı sevdiğim, okurken ayrı heyecan duyduğum, kitaplarıyla ve kendisiyle Aşk yaşadığım doğrudur
Her kitabının bitiminde kendimce yaptığım bir yorum var: Her eseri bu kadar muazzam mı olur?
Leyla’nın Evi’de favorilerim arasında yerini aldı bile.
Bu kadar başarılı bir Türk yazar olmasından ülkem adına gurur duyuyorum!
Kitabı nasıl anlatsam diye kıvranıyorum resmen.
Anlatılacak, bahsedilecek o kadar çok detay varken bu epey zor gözüküyor.
Her kitabında olduğu gibi bu kitabında da ufkumuz açılıyor, tarih bilgisinden nasibimizi alıyoruz yine.
Zülfü Livaneli’nin bütün kitapları anlatılan hikayeden ziyade, fazlasıyla öğretici nitelikte eserler olduğunu da düşünüyorum.
Gelelim bu şahane mi şahane eserin konusuna;
Leyla, Boğaziçi’nde doğup büyümüş bir Paşa torunudur. Aile büyüklerinin vefat etmesiyle birlikte Anneannesiyle yalnız kalan Leyla, geçim sıkıntısı sebebi ile yalıyı satmak ve hemen bahçenin dibindeki tek odalı evde yaşamlarını sürdürmek durumunda kalırlar.
Anneannesinin de vefatıyla birlikte hayatta tek başına kalan Leyla, yeni yalı sahipleri tarafından sokağa atılır.
Mahallelinin çocuklardan biri olan gazeteci Yusuf, Leyla’nın yardımına koşar ve onu Cihangir’deki bekar evine götürür.
Kitabımız da esas burada başlar.
Peki, Leyla’yı bundan sonraki yaşamında neler beklemektedir?
Okumayanlar hemen edinmeli, kitaplığında bulunanlar ertelememeli bu güzel kitabı