SATRANÇ / STEFAN ZWEİG
Zweig'ın kurgusu alışılmışlığın ötesinde.Her kitabında farklı yolculuk, yeni tanılar keşfediyorum.Yine nasıl bittiğini anlamadığım bir eseri daha.
Kitapta üç kararkter vardır.Mc Connor:Zengin iş adamı. Mirko Czentovic:Satrançtaki yeteneğinden dolyı saygıdeğer bir köylü. Dr.B:Avukatlığı sırasında devletten sakladığı olaylardan dolayı tutuklanan, dörtduvar arasında bir koltuk bir lavaboyla birlikte 4 aynını geçiren, sadece duruşma zamanlarında dışarıdaki her bir nesnenin-varlığın kıymetini, gözünün bu denli açlığını gidermek için her şeyi nüans nüans inceleyen adamdır.
Hikaye yolcu gemisinden başlar.Gemide ünlü satrançcılar vardır. Tesadüfen bir oyuna denk gelir Czentovic, bir hamle yapar. Bunu görenler satranç oynamayı teklif eder ve ilk seferinde kazanır. Bunu keşfeden Connor, para karşılığında tekrar oynamasını söyler. Bu teklifi kabul eden Czentovic, tekrar kazanır.Conner sinirlenir birdaha teklif eder.Oyun başlar uzadıkça uzar, nefesler tutulur ve son hamlelere sıra gelir. Nefeslerin tutulduğu bu anda Dr.B. rakibe hata yaptığını oyundan çıkması gerektiğini söyler ve Czentovic ile berabere kalır.Bu durumda şaşıran Connor, şimdide Dr. B'ye teklif eder lakin kabul etmez.Çünkü pişmanlığı ve oynarken fazlasıyla heyecanlanması vardır.Yinede teklifi bidaha düşününce kabul eder.Ve oyunun sonuna doğru heyecanını kontrol edemeyen Dr. B, oyunu terk edip berabere kalan maçı seyre dalırlar.
Asıl heyecanlı nokta Dr.B. 'nin duvarlar arasından yalnızlıkla baş edip sadece duruşmaya giderken etrafı görüp ve girmeden iki saat beklettikleri sırada ilk kez görmüş gibi etrafı incelediği zaman asılı duran paltonun cebinde bir kitap farkeder ve şunu söyler: " bir KİTAP! Dört ay boyunca elime tek kitap almamıştım ve bir kitabı, insanın birbirine eklenmiş kelimeleri, satırları , sayfaları görebileceği, farklı, yeni, yabancı, dikkati başka yerlere yönlendirici düşünceleri okuyabileceği, izleyebileceği, beynine alabileceği bir kitabı sadece kafamda canlandırmanın bile aynı zamanda hem heyecanlandırıcı hem de uyuşturucu bir etkisi vardı. (S46) "Kitabın nasıl bir nimet olduğunu, çalmaktan başka çaresi olmayacağını anlayıp ne kadar pişman da olsa çaldığından, bir kitaba dokunduğunu bilmesi bile ona kucaklar dolusu mutluluk verir. - Bu kısmı okurken aklıma tek bir isim geldi. Alim Hocam. 4 ay boyunca kitaplardan ayrı kalsa okumuşluğunun ve tecrübesinden yararlanarak tek Alim Hocam öyle hissedebilir -Paltonun cebindeki kitabı gizlice pantolonunda saklar ve ilk defa bu kadar çabuk ve istekli dörtduvara gitmek ister. Odasına vardığında büyük heyecanla kitabı açıp bir satranç kitabı olduğunu görür. O dörtduvar arasında dura dura satraçtaki her şeyi çözmüş olur. " Satranç için, tıpkı aşkta olduğu gibi, bir partnerin varlığı şarttır (S15)" bu nedenle siyah-beyaz olmayı tercih eder. Yani bir insan iki figürü oynadı. Bir sürü bakış açısı yakaladı. Oyun sırası siyahta ise siyahın, beyazda ise beyazın heycanına ortak oldu ve büyük başarıya imza attı. Bu başarısınıda gemide zaten göstermiştir.
Şöylede bitirmek istiyorum.Bizi ışıksız, bir lavabodan ve koltuktan oluşan dörtduvar arasına koysalar acaba bir gün veya iki gün dayanabilecek miyiz? Bir umut besleyecek miyiz? Büyük başarıya imza atabilecek miyiz? Yoksa kolaya kaçıp delirmeyi mi tercih edeceğiz? Ben delirmeyi tercih ederdim.Burda takdir ve ders alınmasu gereken kişi Dr.B'dir.