Günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü diye başlar kitap. Normal hayatta da görebildiğimiz, ailedeki yoksulluğun çocuğa sevgi göstermemedeki haklı sebep olarak sunulduğu bu yanlış görüş zeze'nin ailesinin esas tavrını oluşturuyor. işin aslına bakarsak kitap gerçek hayattan bağımsız da değil. Ufak bir araştırma ile hikayenin, yazarın hayatından kesitler taşıdığını da öğreniyoruz. Hikaye zeze'nin iç sesi olarak aktarılıyor.
Bir çocuğun bir şeyler yapmak için her zaman vakti vardır. Zeze de her çocuk gibi bu vakti doldurmak için eğlence arıyor. Kasıtlı/ kasıtsız yaptığı bu eğlencelerinin sonunda tek gördüğü şey dayak ve ona küçük bir şeytan olduğunu söyleyen kızgın suratlardır. zeze'nin iç dünyasına dalması, hayali arkadaşlar edinmesi insanların bu tavırlarının bir sonucu olduğu anlaşılıyor. Tüm bu eğlence ile aslında zeze'nin sevgiyi arayışını ve bulamaması sonucu içindeki çocuğun yavaş yavaş ölüşünü görüyoruz.
Kitabın sonunda fakir ailenin babası iş bulunca artık her şey bitti diye zeze'ye sarıldığında kucağında yalnızca gözlerinin ışığı sönmüş bir çocuk kalıyor.