Açıkçası "Qazî Mihemed" hakkında uzun bir yazı derlemeyi ve paylaşmayı düşünmüştüm. Nereden başlasam ve nasıl bitirsem diye çok düşündüm. Başlayıp, sildim; tekrar başlayıp, tekrar sildim... Bir şekilde, bir şeylerin çok eksik kalacağını düşündüğümden yazmayı boş verip sadece onun hakkında kendi duygularımı ve bildiklerimi söylemeyi uygun gördüm (ki bu da eksik kalacak).
Küçüklüğümden beri tanıdığım bir isimdi Qazî Mihemed. O dönemin "ikinci bir çanak" ile çekebilen kürtçe kanallar sayesinde ilk tanımıştım. Ara ara bu kanallarda şarkılar çalar. En çok da dengbêjîler... Şakirolardan Eyşê Şanlardan Xelîl Xemgîn ve Şivan Perwerlere kadar her türlü şarkı karşımıza çıkıyordu. Bir gün Hesen Zîrek'in Ey Niştiman adlı bir şarkı geldi karşıma. Orada siyah beyaz görüntüler ve radyo sesinden kayda alınmış gibi cızırtılı bir ses. Bu şarkı Mehabad Kürt Cumhuriyeti için yazılan bir marş niteliğindedir. 1946/47 li yıllarda bestelenmiştir. 1974'de Türkiye'de "Ankara'nın Taşına Bak" diye yutturulmuştur. Malum hırsızlıklar, talanlar... Bu yazdığım yazımı bu çirkin durumlar ile kirletmeyi düşünmüyorum elbette. Neyse...
Bu şarkıdan sonra Qazî Mihemed'i sadece ismen bildim, ve bir de meşhur portresi ile...
Yıllar sonra lise yıllarında kitaplara, araştırmalara ve kendi dilim üzerinde yoğunlaşmaya başladığım yıllarda Qazî Mihemed tekrar karşıma çıkar. Bilinen son Kürt cumhuriyeti olan "Mahabad Kürt Cumhuriyeti". Bu cumhuriyet özelinde Qazî'yi araştırdım iyice. Cesareti ve kendi inandığı dinin ona verdiği "zulme boyun eğmeme öğretisi"ni çok açık şekilde hayatında yaşattığını gördüm. Ki bu öğreti insanlık öğretisidir. Sadece dinin değil. Verdiği birçok bedeli gördükçe çok duygulandığımı iyi hatırlarım. Cumhuriyeti ilan ettiği bir yıl içinde inanilmaz derecede bir hız ve azimle çalışmalara başlamıştır. Radyo, dergi ve gazeteler çıkarılır. Kürtçe eğitim veren okullar açılır. O dönemde bilinen iki şairin, iki kürtçe şiir kitabı da çıkartılır. Ve en önemlisi maddi yardıma ihtiyaç duyan ailelere destekleri hemen yapmıştır. Bu cumhuriyeti halk için ilan eden Qazî "her şey halk içindir, devlet için değil" mesajını çok iyi bir şekilde vermişti. Qazi Mihemed'in eşi olan Mîna Qazî de, eşi gibi çok kültürlü bir insan idi. Kürtler arasında "Kürt Kadın Birliği"ni kurup, Kürtler'de kadın birliği örgütünü resmi olarak ilan eden ilk kadın olur. Mahabad Cumhuriyeti'nde kadın bilincini oluşturan ve bu cumhuriyetin kurulmasında büyük katkısı olan Mîna Qazî, tüm servetini tüm altınlarını bu cumhuriyete bağışlamıştır. Bu kadın hareketi, kadınların çalışma ve okuma hakları için çalışan çok önemli bir harekettir. Qazî Mihemed bu kadın hareketinde, her adımda eşine sonuna kadar destek vermiştir. Kadın'a olan saygısıyla da bilinen Qazî Mihemed, halkı için mücadele eden biri olduğunu çok açık şekilde göstermiştir. Okumanın önemini vasiyetinde açıkça vurgulayan Qazî Mihemed, Kürtlerin en büyük eksikliğinin okumamak olduğunu vurgular. Hatta vasiyetine ilk bundan dem vurur şu sözlerle "Sizlere nasihatim, vasiyetim odur ki; çocuklarınızı okutun. Eğitim dışında, bizim diğer halklardan hiç bir eksiğimiz yoktur. Halklar kervanından kopmamak için okuyun, okumak düşmana karşı en etkili silahtır." Kalemin gücünün silahtan etkili olduğunu görmüştür. Belki de bu bilinç önceki Kürt atalarında yeteri kadar olsaydı. Qazî Mihemed'in bu kadar bedel vermesine gerek bile kalmayacaktı...
Az bir sürede ayakta kalan Mahabad Cumhuriyeti, Kürtlere çok şey kazandırdı. İhanet ile yıkılan bu cumhuriyette yaşayan halkın katliamlara uğramaması için teslim olmuştur. Ve iki gün süren göstermelik mahkemelerden sonra kardeşleriyle beraber idama mahkum edilmiştir. Qazî Mihemed bu ölüm benim için bir zaferdir, der. Ben halkım için yaşadım her şeyimi onlar için feda ettim bundan gururlu bir ölüm olmaz bana demiştir. Qazî Mihemed bu durum için şu sözleri sarfetmiştir.
"Benim verdiğim söz, sizi kötü kalpli düşmanın eline bırakıp gitme değildi. Ben geçmişimizi ve acemlerin söz vererek, hileyle kandırıp yakaladığı, öldürdüğü büyüklerimizi çok düşündüm. Onlar her zaman aklımdaydılar ve ben hiç bir zaman acemlere güvenmedim. Ama onlar buraya (mahabad) dönmeden önce, yolladıkları mektuplarla, elçi olarak gönderdiği ünlü kürt ve farslarla, acem devletinin, şah'ın kendisinin kötü amaçları olmadığına, bir tek damla kan akıtmayacaklarına dair söz verdiler. Onların verdikleri sözün neticesini şimdi siz kendi gözlerinizle görüyorsunuz. Eğer aşiret reislerinin ihaneti olmasaydı, onlar kendilerini acem hükümetine satmasaydılar, bunlar da bizim ve cumhuriyetimizin başına gelmezdi."
Qazî Mihemed yine de ileride olabilecek gerçeği göz ardı etmez şunları der.
"Eminim ki bizden sonra da başka kişiler riyakârca aldatılarak ortadan kaldırılacaktır. Eminim ki bizden sonra birçok kişi, bizden yetenekli ve bilinçli de olsalar, acemlerin kurduğu tuzağa düşecekler. Ama umut ederim ki bizim ölmemiz, bağrı yanık kürtlere, ibret olur, ders alırlar."
Mahabad Cumhuriyeti'ni ilan edildiği yerde idamına karar verilir. Eşi Mîna Qazî'nin ağladığını gören Mihemed "Kürt kadınına ağlamak yakışmaz, sil gözyaşlarını" der. Ve idam edilir...
Vasiyetinin sonuna Sadi'den bir alıntı eklemişti Qazî Mihemed. "Amacımız nasihatti, yaptık, sizi Allah'a havale ettik, gidiyoruz." diye... Bu nasihati iyi anlamak gerek ve bu gibi insanlara yakışmak gerek...
Lise yıllarında iyice tanıdığım Qazî Mihemed aslında bana "Kürtçe" konusunda en büyük azmi verenlerden biriydi. O yıllarda ilk kürtçe kitabımı alıp kürtçe okumaya başladım. Bu azmi ve bilinci bana kazandırdığı için bende büyük öneme sahiptir. Bize nasihati ve vasiyeti elbette unutulmayacak... Tarihimize böyle güzel insanlar katan rabbimiz mekanını cennet eylesin. Ruhu şad olsun büyük saygı ve minnetle...