·280 syf.··Beğendi
···Okunma: 09 Mayıs 2020 05:17 Bugün herkes tarafından çok sevilen bir klasik olan Dorian Gray’in Portresi’nin yorumu ile geldim. Ama bu kitap hakkında ne diyeceğimi, nasıl başlayacağımı bilemiyorum. .
Kitap övüldüğü kadar güzeldi kesinlikle. Okuduğum en iyi klasiklerden biriydi. Anlatım olsun, konu olsun her şeyiyle... Tabii okumadan önce yazarın hayatını biraz araştırmanızı tavsiye ederim. Çünkü yazarın hayatını bilince kitap daha da anlamlı geliyor. .
Kitabın olay örgüsü üç ana karakter üzerine kurulmuştu: Dorian Lord Henry ve Basil. Benim için Basil saflığı iyiliği Lord Henry zekayı ve kötülüğü Dorian ise egoyu insanın her şeyden kolayca etkilenebilmesini kısaca insanı temsil ediyordu. Yazar ise karakterlerin kendisinden birer parça olduğunu şu şekilde özetlemiş: “Lord Henry dünyanın ben sandığı kişidir. Basil Hallward ben olduğumu sandığım kişidir. Dorian ise benim olmak istediğim kişidir.” .
Kitap çoğu klasiğin aksine yalın ve akıcı bir dile sahipti. . Ama kitabın bazı yerlerinin neden bu kadar uzun uzun anlatıldığını anlamadım ve o yerlerde sıkılmadığımı söylemem yalan olur. .
Ayrıca kitapta eksikler olduğunu da düşünenlerden biriyim. Dorian’ın nasıl şeytanla anlaşma yaptığı, her bir günahda tablonun nasıl çirkinleştiğinin betimlemesi Sybl Vane’in ölümü benim için havada kalan önemli olaylardan bazılarıydı. .
Bunlara rağmen kitabın sonunu okurken çok şaşırdım. Kitap o kadar güzel bitiyordu ki ağzım açık kaldı okurken. Bu kitabı sonu için bile okumanızı tavsiye ederim. .
İşbankası yayınlarının çevirisine gelirsek ben bu sefer pek de memnun kalamadım. Çünkü diğer yayınevlerinden okuyanlar çok akıcı olduğunu, hiç sıkmadığını söylese de ben bu çeviriden okurken bahsettiğim gibi sıkıldığım yerler oldu. Ama onun dışında anlatım bozukluğu yazım ve noktalama hatası olmamasından dolayı da iyi bir çeviri de denebilirdi. .
Kısacası ben bu kitabı sevdim ve her kitaplıkta bulunması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum.