Günlük yaşanmışlıkların yazıldığı bir kitap olduğunu düşünerek okumaya başlasam da çok ilerlemeden bunun cilt cilt yazılmış günlüklerin derlenip kitap haline getireceği dönemin günlüğü olduğu farkediliyor. Açıkçası kim sandık dolusu günlükleri olsun istemez...
Yaşadıklarımızın belleğimiz dışında bir kanıtının olmadığını farkettiğimiz an, sandık dolusu anıya ve renkli mürekkeplerle doldurulmuş, ciltlerine bin emek sarfedilmiş bu günlüklere hayranllık beslemek mümkün.
Çoğu cümlesi her yaşantıda onay alacak olsa da kitaptan sık sık kopmanız mümkün. Hoş, yazar buna da bir cevap yazmış aslında;
- "Yazdıklarım hakkında şimdi ne düşünecekler: Akıldan çıkmayan beyhude soru. Yazdıklarıma ne tepki verecekler? Bunları boşu boşuna sormaya kalkmanın âlemi ne? Kendine güvenmen ve çokluğu unutmaman gerekir. Kendi yüzdüğün denize ve koya çok fazla bağlanıp diğer suları koyları denizleri, sanki hiç yoklarmış gibi, dışarıda bırakmaman gerekir."
- "Yazmak, sırttaki ağrıları azdırmak dışında neye yarıyor: Arınmaya. Birikmiş yaşantıların düğümünü çözüp, kargaşayı sakinleştirmeye. Düzene koymaya olmasa bile, sözü açık etmeye ve söylenmeden beklemiş olanı söyleyip yükü hafifletmeye."
- "Daha ‘az fireli’ bir yazma biçimine geçmek kuşkusuz denenebilir. Ama ben önemsizliğin içinde, bile-isteye dolaşmıştım; okundukça garip ve sığ geleceğini hesaba katmamıştım. Gerçekliğin acele bir dökümünü yapmayı öncelikli görmüştüm. Didişmelere, olumsuz, travmatik olayların gelişimine haddinden fazla yer ayırmışım: Bunları betimlemeyi, ‘dışsallaştırmayı’ amaç edinmiştim."
Kitap için yortkitap.com/pdf-indir