Bir suçu oluşturan etmenlerin içinde yer alan toplum, kendi elleriyle yarattığı bir mahkumu aynı coşkuyla esir ederken, giyotinin soğuk ve keskin işlevini yozlaşmışlığından alır. ''Son arzunuz nedir?'' sorusuyla, kendisini rahatlatmaya çalışırken hala kendi eserine bir üst bakış ve son arzusunu karşılama yetisine sahip olma gücünü kendine atfeder, tabiri caizse kendisini tanrılaştırır. Suçlu ya da suçsuz bir mahkumun idamını isterken, toplum bilinci kendi ellerindeki kanı nasıl fark edecektir? Giyotin sehpasında bir yaşama, katıla katıla gülmek; coşkuyla dans etmek... Bir toplum böylece yaşayamadan ölür işte, kanayan yarasında oluk oluk akanı görmek yerine, bir ötekinin kanıyla doyurur ruhunu.