Halen özel bir üniversitenin mimarlık fakültesinde öğretim görevlisi olarak çalışan Semih Akşener, kentlerle şehirlerin mukayesesini yaparak aynı olmadıklarını farkları olduğunu ortaya koymak için Barbar Kentler Dost Şehirleri kaleme almıştır. Eserde kent ve uygarlıkların sömürgecilik sayesinde kurulduğunu bu sayede ilk devirlerdeki kale, sur, tapınak ve sarayların yapılabildiği sonraki devirlerde de arena, amfi tiyatro, stat gibi büyük ölçekli anıtsal binaların inşa edildiğini belirtmektedir. Yazar önsözde de “Ben bu kitapta uygarlığın yazılmayan ya da dile getirilmeyen hadi daha insaf ile söyleyeyim, çok az sayıda kitabın o da ancak dipnotlarında yer bulabilen barbarlıklarını ortaya sermeye ve uygarlık uğruna hayatları karartılan mazlumların kimseye duyuramadığı o çığlıkları bir nebze olsun duyurmaya çalışıyorum. Ta ki bazı saf/tirik insanlar uygarlığın insanlığın iyilik ve hayrına kurulduğunu ve güle oynaya başarıldığını zannetmesin” diyerek belirtmektedir.
Akşener, tezini sağlam temellere oturtmak için öncelikle kent kavramının tarihçesine değinerek kentin tanımı kent öncesi tarih, kentin ortaya çıkması ile ilgili teorilere sonrasında kentlerde bulunan kale, sur, tapınak ve saraylarla ilişikli olarak kent ve iktidar, kent ve din, kent ve sömürü, kent işbölümü ve sınıflı toplum, kent ve mülkiyet, uygarlığın sonu, Peygamber-Uygarlık konularına değinip aralara serpiştirdiği okuma parçaları ile de anlatımını güçlendirdikten sonra kent dışında başka bir yol olduğu bu yolunda kendisinin de önerdiği şehir yolu olduğunu belirterek kendinin de seçtiği kabulü olan şehrin, milletimizin asırlarca bu yolda olduklarını fakat çeşitli güçlerin etkisi ile milletin bu yolu kullanmasının önünün kapandığı ve kent yolunun dayatıldığını iddia etmektedir.
İkinci bölümde Akşener, unutulmuş bir bilgiden iki farklı belde ile tercih ettiği ve önerdiği eski yolun temellerini atarak bölüme giriş yapmaktadır. Şehir ve kentin eş anlamlı iki kelime olmadığı iki ayrı dünya, iki ayrı anlayış farklı bakış açısı olduğunu belirterek kutsal kitapların dahi şehir ve kent ayrımı yaptığını geçmişte bilginler, yazarlarında kent ve şehri ayrı beldeler olduklarını belirterek Saint Augustine M.S. 410’da yazdığı eserden, Richard Sennett, Max Weber sözleri ile de bu ayrımla ilgili örnek sözleri vermiştir.
Şehir ve Kent ayrımının neden gerekli olduğu konusunda Akşener, kendimize ait bir dünya inşasında bize ait olanla işe başlamanın kendimiz için daha faydalı olacağı belirterek şehir ve kentin farklarının ortaya konması ile var olan başkalarına ait sistem ve yaşayışların hükümranlığının fark edileceği, farkların ortaya konulması ile öncelikli olarak medeniyet ve uygarlık arasında farkların ortaya çıkacağı bununda kimliklerimizi ortaya dökeceğini belirtmektedir. Kimliklerin ortaya çıkması bize ait olmayanların kolayca sırıtacağı kendimizi daha kolay anlamlandıracağımızı bunun sayesinde Akşener şehirlerde asgari ücretle insanların kölelik sistemine dahil olduğunu bir yaşamın olamayacağı yine başka bir örneğin de suyun pet şişede satılmayacağı anlayışın hakim olabileceğini belirtmektedir.
Şehir ile ilgili olarak şehrin içini dolduran cami, mahalle, Pazar, vakıf, ahilik ile şehrin bir anlam kazanması ve gözümüzde canlanmasını sağlıyor. Akşener şehir ile ilgili olarak da Medine şehrini en başa koyup Hz. Muhammed’in Medine’sin de birçok yaşantıyı bizlere aktarırken tercih ettiği ve önerdiği yol olan şehri daha bir üst boyutla anlatmak kaygısını yaşıyor ve bizlere de yaşatmaya çalışıyor. Yazar eserini sonlandırırken tekrardan okuyucuyu Medine’yi ayrıca okumalarını, öğrenmelerini Müslümanların kısa bir dönem dahi olsa kardeşçe yaşamayı başardığı, birbirini aldatmadığı, sömürmediği bir yaşamın bu dünyada var olduğu ve bunun yeniden şehirleri anlamak ve şehirlerde yaşamak ile başarılabileceğini belirterek okuyucuya sunmaya ve taraftar bulmaya çalışıyor. Kent ve şehrin anlamlandırılması, kavramların yeniden gözden geçirilmesi en azından düşünülmesi için okunması gereken bir eser. Dilinin yalınlığı ve yazarın üstünde durduğu konularda bilgi sahibi olması konuyu merak edenler içinde bulunmaz bir eser.
#KitapŞuuru