Virginia Woolf, ah kadın. Belki de senin intiharınla tüm kadınlar bir miktar öldü. Ve bu ölümün altıda yatan asıl sebep o küçücük yaşında bedeninin erkek kardeşin tarafından uğradığı ihanetti. Bu kitabı da Yeraltından Notlar ile birlikte almıştım. Sanıyorum 2014-2015 yılları Ankara’da bilgisayar sertifikası almak için bir kursa gidiyorum ve orada tanıştığım bir kız öneriyor bu kitabı. Epeyce bir zaman aklımda durdu öyle bir köşede. Nihayet nasipmiş ki Tokat’ta boş boş bir markette gezerken alıp çıkmıştım.
Kadın ve kurmaca edebiyat üzerine yazılmış yüzeysel bir kitap gibi başlıyor. İlerledikçe derinleşiyor derinleşiyor ve bir gerçekle yüz yüze kalıyorsunuz.
Kitap bundan 91 yıl önce yazılmış, kadının hayattaki konumlandırması o zaman da içler acısı. Aynı şimdi olduğu gibi, hayır anlamıyorum varlığı anneden gün yüzüne çıkan bir ‘şey’in nasıl olur da kadına bakış açısı böyle acınası olur? Kitabı okudukça o döneme içim acıdı, kötü hissettim. Sonra dönüp baktım ki bugünün 91 yıl öncesinden eksiği yok, fazlası var. Her şey ileri gidiyor, tıp, teknoloji.. Ama maalesef ki bakış açılarımız için aynı şeyi söyleyemiyorum. Olduğu yerde saymak bir yana geri gidiyor.
Virginia Woolf bu konunun İngiliz yazarı, bunun Afgan’ı da Khaled Hosseini. (Bin Muhteşem Güneş isimli kitabından söz ediyorum. Onu da bir ara paylaşacağım inşallah, okuyalı çok yıl oldu. Tekrar gözden geçirmeliyim.) Olaylar ve yazım tarzları bağdaşmıyor olsa da kadınlara yönelik olarak yapılan bu ‘baskı’ ve ‘ev kölesi’ muamelesini farklı yönleriyle ele almışlar.
Bu kitabı okuduğumda içimde kabaran öfkeyi nasıl anlatabilirim bilmiyorum, tam o sıralar da bir ödevim vardı ve konu seçimimi bu yönde yapmıştım, kitabın içinden ise şu alıntıyı eklemiştim:
Lady winchilsea bir şiirinde der ki “Heyhat kalemine davrandı mı bir kadın,
Oluverir o saat haddini bilmez bir yaratık.
Telafi edemez hiçbir Erdem bu hatayı.
Derler ki hatalıymışız cinsiyetimizde ve yolumuzda,
Terbiye, moda dans giyin kuşam oyun, bunlar olmalıymış arzularımız başarılarımız.
Yazmak okumak ya da düşünmek sormak,
Gölgelermiş güzelliğimizi,
Harcarmış zamanımızı,
Engellermiş zaferlerini altın çağımızın.
Sıkıcı idaresini bir kölelik evinin,
zanneder kimileri en yüce becerimiz ve yararımız.”
Sizde bu ne tür bir his uyandırdı bilemiyorum ama beni çok etkilemişti. Taşı gediğe oturtmuş açıkçası. Kadın-erkek bahsinde bir yazmaya başlarsam kendimi durduramaz oluyorum. Çifte standardın her türlüsüne karşıyım, eşitlikçi değil adaletçiyim. Eser feminizmin başyapıtlarından, tabi feminizmin bugünkü halini görse kemikleri sızlardı kadının ‘kitabım bunlara mı mâl olmuş?’ diye. Off, çok dertliyim bu meseleden neresinden tutsam elimde kalıyor. Özetle beyler okuyun, belki kafanıza neler hissedebileceğimiz ile ilgili bir şeyler kazandırır. Hanımlar okuyun, belki Virginia’yı tımarhanelik eden -ki kesinlikle böyle olduğunu düşünüyorum ve bittabî savaş yılları- bu aptal düzene karşı bir duruşunuz olur.