·120 syf.··Beğendi
···Okunma: 24 Mayıs 2020 19:32 Kitap işlediği temalar ve anlatma biçimi olarak o kadar çarpıcı ki etkilenmemek mümkün değil. Yalnız ve terk edilmiş insanların hikayeleri, ırkçılık, işçi sorunları, dostluk, fedakarlık hepsi bir arada. Maalesef hepsi de hayatından içinden. Bu yüzden bitirdikten sonra beni düşünmeye sevk etti. Acaba ben olsam ne yapardım?
Kısaca birbirine zıt iki insanın dostluğundan ve beraber bir hayale tutunmalarından bahsediyor. Lennie oldukça güçlü ve kuvvetli ama algıları zayıf bir karakter. Söyleneni en iyi şekilde yapabiliyor, emirleri yerine getirebiliyor fakat anlama ve öğrenmede sıkıntılar yaşıyor. Kötü niyetle yapmadığı şeyler kendisinin ve aynı zamanda arkadaşı George 'un başına belalar açıyor. Ama ne kadar büyük hatalar yaparsa yapsın tam anlamıyla kızamıyoruz. Çünkü bilinçli olarak zarar veremeyecek kadar naif birisi. George ise hem fiziksel hem de karakteristik olarak Lennie'nin tam zıttı. Ama bu dostluklarına, birbirlerine tutunmalarına engel değil.
Kitapta köpeğini ölüme terk etmek zorunda kalan Candy'in çaresizliği ve arkadaşının acı çekmesini istemeyen George'un tükenmişliği aslında ne kadar da birbirine benziyor. Farklı iki dostluk, aynı iki son... Hangi taraf için yaşanılanlar daha zor ? Kalan için mi ? Yitirilen için mi ?
Irkçılık ise yine karşımıza çıkıyor. Hangi coğrafya da olursak olalım kurtulamıyoruz. Sanki ayrıştırılan bir kesim illa olmak zorunda. Bu kitapta da zenci olduğu için dışlanılan bir seyis mevcut. Kaldığı yer bile diğerlerinden farklı. Konuşmaya hasret kalmış ve yalnızlığa alışmak zorunda bırakılmış. Düşünün ki bir insan o kadar dışlanıyor, o kadar eziliyor ki kendisi bile olmadığı bir kişiliği benimsiyor. Karşısındaki bir duvardan farksız bile olsa konuşacak birini buldu diye sevincinden ne yapacağını şaşırıyor. Ama en hafif darbede bile yine o kırılgan kabuğuna sığınmak zorunda kalıyor.
Betimlemeleri ve akıcı anlatım biçimiyle birlikte insanı içine alan bir eser.