·496 syf.····Okunma: 03 Nisan 2018 13:21 Rezalet.
İnsanlık, beyinlerini hafıza kartına kopyalayıp donanımı (bedeni) değiştirerek sonsuz yaşamı bulmuş. Güzel, hem bilim kurgu hem de çok derin felsefi düşünceler çıkarılabilecek bir konusu var. Güzel olması gerekirdi, çok daha basit konulara sahip kitaplar klasikleşmişken, bu kitabın bilim kurgu dünyasını sarsması gerekirdi. Fakat yazar bu konuyu almış ve bir POLİSİYE olarak işlemeye karar vermiş. Bence esas hata burada. Belki modern bir Blade Runner ortaya çıkarmak istedi ama herkes her şeyi yazamaz, güzel kardeşim.
İnsanların hapis cezası, zihinlerinin flash belleğe atılıp vücutlarından ayrılması ile gerçekleşiyor. Atıyorum 300 yıl cezaya çarptırıldınız ve 300 yıl boyunca zihninizi sakladılar, bedeniniz bu süreçte 50 kere gübre oldu. Cezanız bitip devletin tahsis ettiği bir bedenle geri döndüğünüzde ne olacak? Ben söyleyeyim, göz açıp kapamış gibi olacaksınız! Bir anda sizi farklı bir bedenle 300 yıl geleceğe ışınlamışlar gibi olacak. Çok afedersiniz de, bunun tam olarak neresi ceza? Adamın mahpus damlarında saatlerce boş duvara bakıp can sıkıntısından fenalık geçirmesi lazım. İşlediği suçu yeniden işlemesin diye ciddi psikolojik bir dönüşümden geçmesi lazım (psikoterapi). Öyle ya, beden değiştirip başka gezegenlere şehirler inşa etmiş bir gelecekten bahsediyoruz. Ceza sistemi iyiye ya da (distopya olduğunu düşünelim) daha kötüye gitmeli, daha insanlık dışı ve vahşi olmalıydı. Bu ne şimdi?
Kitabın kahramanını, elini atsan ölümsüze çarptığın bir dünyada cinayet soruşturması için çağırıyorlar. Biri bir insanı, zihnini kopyalayan hafıza kartının canına okuyarak öldürecek bir silah icat etmiş. Okuyucuya sunulabilecek ilginç bir teknoloji, fakat katil kim? O kadar merak etmedim, o kadar merak etmedim ki anlatamam. Konuyu çok kötü işlemiş yazar. Bizim Kovacs ağabey kendisini işe alan adamın karısından tut görgü tanığına kadar önüne gelene halleniyor. Sokakta yürüyor, binalara giriyor, bir şeylerle bir şeyler yapıyor ama gözünün önünde canlandıramadığın için hiçbirini anlamıyorsun. Ne mimari detaylar verilmiş, ne teknolojiler açıklanmış. Kitabı 150 sayfa okuduktan sonra, ehh bana ne katil kimse kim yeter artık bu ne biçim iş, diyerek kitabı fırlatıp attım.
Bir sözüm de İthaki'ye: editörünüzü ve çevirmeninizi derhal kovun. İnsanların işinden olmasına vesile olmak istemem ama işin başına Türkçe bilen, yazım ve dil bilgisi hatalarını görünce anlayan birilerini getirirseniz okuyucu kitleniz daha mutlu ve yayınevinize para saçmaya daha istekli olacaktır. Hatta, sosyal medyada oraya buraya "de/da ayrı yazılır" diyen gıcık tiplerin arasından herhangi birini seçip o koltuğa oturtursanız, inanın daha az hatalı kitap basarsınız. Kitabı okurken yazım hatası düzeltmekten helak oldum.
Kitaba bir yıldız verirdim de, kötü bir polisiye yazarın, kötü bir çevirmenin ve bu da yetmezmiş gibi, taslağı okuyup da bu haliyle kitaba onay vermiş kötü bir editörün eline düşmüş harika bir fikre kıyamadım.
Yakın zamanda dizisini izlemeye başlayacağım, umarım yönetmen bu konuyu yazardan daha iyi işlemiştir.