“İnsan yaşayıp gidiyor, ama hemen yanında böyle bir kitabın varlığını, bütün hayatının içine ilmek ilmek işlendiği bir kitabın varlığını bilmiyor. Daha önce hiç fark etmediğim şey, işte burada, daha kitabı okumaya başlar başlamaz karşısına çıkıyor insanın, yavaş yavaş hatırlıyor, düşünüyor, anlıyor insan.” Dostoyevski’nin henüz yirmi beş yaşındayken yazdığı ilk romanı. Kitabın başında anekdot olarak, o dönemin yayıncısının hayreti ve heyecanından bahsedilmiş. Şuanda bu tepkilerin ne kadar yerinde olduğunu çok daha iyi anlıyorum. Devuşkin ve Varvara’nın birbirlerine yazdığı mektupları ( ah nasıl naif mektuplar ) okurken defalarca acı çektim. Yoksulluğu ve sefaleti çeken insanlara toplumdaki acımasızca yaklaşımı, bu dar gelirli bile denilemeyecek kadar sefalet içinde olan insanların yaşadıkları utanç duygusunu, iş yerinde her an dalga geçecek alay konusu yapacaklar korkusunu, aşağılanmayı, saygı görmemeyi öyle derin öyle net bir şekilde aktarmış ki zaman zaman kitabı kapatıp derin bir nefes almak zorunda kaldım. Kitabın sonu beni üzse de aslında birçoğumuz Varvara’nın yerinde olsak aynı kararı verirdik. Normalde bu tarz mektuplar üzerine giden kitapları okumayı pek sevmem ama hem çok akıcı hem de konusu itibariyle insanı kendine çekecek bir kitaptı. Eğer hala okumadıysanız lütfen en kısa zamanda okuyun…