Haziran Ayı Öykü Etkinliği (03-30 Haziran 2020)
İlgili söz: İnsanların umutlarıyla oynama, belki tek sahip oldukları şey odur. Konfüçyüs KAPKARA SINIRLARIMIZ VARDI Her sabah en erken gelen oydu. Bahçede dolanıp durur, bulabilmişse lastik bir topu tekmeler, bir oyun arkadaşı beklerdi. Kendisi gibi erken gelen öğretmenini görünce yarım yamalak Türkçe’siyle birkaç kez bağırırdı. “Günaydın oğratmani!” Hep birkaç kez tekrarlardı. Duymaz diye düşünüyordu, emin olmak istiyordu. Duyurmalıydı! Hep en geri kalan oydu. Güzel yazamaz, hele hele hiç okuyamaz, oflayıp puflardı. Ama renkleri iyi kullanır, güzel boyama yapardı. “Hadi, sen de bir şeyler çiz. Hep hazır boyamak olmaz.” “Ben boyama yapmak istiyor oğratmani.” Sonra “oğratmani” anladı. Yaptıkları yıkılmıştı, yeni bir şey yapmaktan korkuyordu. Yabancıydı, ürküyordu. Bir gün sessizce defterine uzanan ele, öyle kayıtsızca baktı. Bir ağaç, gövdesi, sonra dalları... “Belki yapraklar koyarsın buraya.” Yapraklar koydu oraya. En sevdiği yeşile boyadı. Sınırlara dikkat ederek. Sınırları geçmeden. En son geçtiği sınırlar, geride bıraktığı, sevdiği her şeyi almıştı. Yeni sınırların dışına çıkamazdı. Sadaka olarak bahşedilmiş tatsız bir yemekten oluşan akşam yemeğinin sınırları vardı. Dört kardeşe düşen bir yorganın altında geçen soğuk gecenin sınırları vardı. Olsun. Her şeye rağmen okula gidince ısınacaktı. Ekmek bulmuşken çikolata isteyemezdi. Öğretmen ödül olarak çikolata verirse ne âlâ. O da, her canının istediği zamanda gelmezdi. İsteklerin sınırları vardı. Yine de ödül almak için yaprakları, çiçekleri boyayacaktı. Renklerin sonunda birazcık umut vardı. Yine sabah, yine yeni bir “günaydın”. Sınıfa girince panoya baktı. Ağaç, onun ağacı oradaydı. Altında ismi vardı. Kırmızı harflerle, kocaman bir ismi vardı. Şöyle bir etrafına baktı. Göğsü kabardı. Ağacının dallarında umutları yaprak yaprak dalgalandı. Sınırlardan geçmek o kadar da korkutucu olamazdı. Denese miydi acaba? Birkaç harf, birkaç kelime, sonra birkaç cümle... Yaşasın! İşte bu kadardı. Sonra resmini karaladı biri, biri çelme taktı. Alay etti bir başkası. Hele sokaklar, çok daha acımasızdı. “Gene mi bunlar! Ne kadar da çoklar. Defolup gidemediler bir türlü. Her yanı kapladılar!” Bir yaprak daha düştü ağacından. “Kendinden olanların” yanına vardı. Okumak, yazmak neye yarardı? Yaprak yaprak döküldü ağacı. Çırılçıplak kaldı. En önemlisi korunmaktı. Kılıcı ve kalkanı cebinde hazır bulunacaktı. “Kendinden olanlar da onun yanına vardı.” Evet, şimdi gerçekten daha kalabalıklardı. Artık o “diğerlerine” çelme takacaktı.
··
31 Gösterim
8 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Okurken hikayenin kendisinden ziyade yazılış hikayesi meşgul etti zihnimi. Yazdiklarinizin yalnızca bir kurgudan ibaret olmadığını bir de buz dağının görünmeyen kısmının olduğunu hissettim. Yanlış mıyım hocam? Kaleminize sağlık 🌸
Neşe
Gönderi Sahibi
Çok belli oldu değil mi?☺️ Teşekkür ederim ilginize.😍
Birazcık :)
Dertli bir türkü gibi öykünüz. ‘Hüzünlü şarkılar gibi güzel’ umarım ‘oğratmani’ diyen çocuğun hikayesi hiç var olmamıştır. Elinize sağlık...
Neşe
Gönderi Sahibi
“Koşuyor altı yaşında bir oğlan, uçurtması geçiyor ağaçlardan, siz de böyle koşmuştunuz bir zaman. Çocuklara kıymayın efendiler, bulutlar adam öldürmesin.” Deyip, Nazım Usta’mızı da bu vesile ile anmış olalım. Teşekkür ederim güzel yorumunuza Çetin Bey. Çocukları inciten ne varsa yalnız hikâyelerde kalsın.
İnsanı sıkmadan çok güzel yazıyorsunuz. Kaleminize sağlık. :))
Neşe
Gönderi Sahibi
Beğenmenize sevindim. Ne güzel bir yorum. Teşekkürler.🌼😍
Rica ederim, ne demek. :") 🌸
Çok güzel olmuş emeğinize sağlık 😊
Neşe
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim Papatya. Beğenmene sevindim. 😍🌸