Yeni bir kitap, yeni bir dünya. İtiraf etmeliyim ki bu sefer oldukça sarsıldım. Bir gençliğin, güzelliğin adım adım çöküşüne şahitlik ettim. Öncelikle bu eserle alakalı hep söylenen sansür meselesine değinmeliyim. Yasak kalkar kalkmaz kütüphaneye koşup bu basımı aldım. Bendeki sansürsüz basımıyla karşılaştırarak okudum. Daha doğrusu sansürsüz basımı okurken şüphelendiğim bir yeri yanıbaşımda olan sansürlü basım ile karşılaştırınca o büyütülen şeyin ne olduğunu anladım. Kısaca Dorian’a aşkını itiraf eden bir erkeğin o itirafı farklılaştırılmıştı. Aslında oldukça gereksiz bir şey ama 19. yüzyıl olunca bu tür şeyler normallik kazanıyor. Neyse bu konuyu kapatıyorum ve hangisi okunursa okunsun bir şey kaybedilmeyeceğini düşünüyorum. Çünkü asıl meselenin başka bir şey olduğunu düşünüyorum.
Gençliğin çöküşü demiştim. Evet, Dorian gençliği, yakışıklılığı dillere destan bir erkektir. O masum yüzü görende hayranlık uyandırır, herkesi kendine aşık eder. Dorian bunu portresinin çizilmesi ile fark eder ve kendisi yaşlanırken resminin hep genç kalacağına sitem eder. Tüm içtenliğiyle tam tersinin olmasını diler. Ve dileği kabul olmuştur, yani öyle görünüyordur. İşte burdan sonra olaylar oldukça farklılaşır. Dorian akıl hocası diyebileceğimiz Lord Henry’in de etkisiyle gittikçe farklılaşmaya başlar. Yaptığı kötülükler herkesin diline dolanmıştır bile. Artık uğursuz ilan edilmiştir. Ve kendisinin bundan bir şikayeti yoktur. Bununla yüzleşene kadar. O sırada yaptığı şey beni şaşırtsa da birkaç dakika sonra aslında bunun beklenilen bir durum olduğunu fark ettim. Yazmak istediğim birkaç şey var ama romanı dahaca okumamış olanlara saygımdan söyleyemiyorum. Bir insanın ruhunun ölümüne şahit oldum. Keyifli ve sorgulatıcı bir okumaydı.