Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali'nin 1943 yılında yayımladığı bir romanıdır. İlk olarak Hakikat gazetesinde 18 Aralık 1940-8 Şubat 1941 (çıkmadığı günler: 8-10,14,15 Ocak 1941) tarihinde “Büyük Hikâye” başlığı altında 48 bölüm olarak yayınlanmıştır. Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna’yı ikinci kez askerlik yaptığı Büyükdere’de çadırda yazmış ve günü gününe gazeteye yetiştirmeye çalışmış, romanı yazdığı günlerde attan düşüp sağ kol bileği çatlayınca, kolunu tenekede ısıtılan suya koyup yazmaya devam etmiştir(✒Wikipedia).
Kitapla ilgili bu değerli bilgilerden sonra içeriğiyle ilgili konuşabiliriz. Sıradan bir memurun günlüğünden dökülen sıradışı bir hikayedir madonna. Raif efendi hayata gözlerini yumduktan sonra, bu içine kapanık ve her duruma karşı sakinliğini koruyan hallerinden ötürü hayatını çok merak eden Hamdi'ye, okuduktan sonra yakmak şartıyla günlüğünü teslim eder ve içimize işleyen bir hayat hikayesi başlar. Raif efendinin babası eğitime çok önem verdiğinden Raif'i okuması için Almanya'ya gönderir. Amac Almanya'da sabun yapmanın inceliklerini öğrendikten sonra Türkiye'de fabrikanın başına geçmesidir. Raif efendi sanata düşkün bir kişiliktir ve Berlin'de bir sergide gördüğü portre hayatını değiştirir. Portreye hayran kalan Raif efendi saatlerce etrafında olup bitenleri bile farketmeden izlemeye koyulur. Kürk mantolu madonnasını görmeden bir gün geçiremez. Bu öyle büyük bir hayranlıktı ki bir gün portredeki kadının da onu izlediğini farketmez. Maria Puder; Raif efendinin hayranlık duyduğu kadın. Bu tanışmayla hayranlık portreden çıkıp gerçek olana dönüşür, her gün devam eden izleme rutinin yerini ise yürüyüşler alır. Bu yürüyüşler ve sohbetler Raif efendiyi içine çeker ve onu her gün görmek ister . Ve bir süre sonra hislerinin karşılığını almaya başlar ki bir telgrafla Türkiye'ye dönmek zorunda kalır; hayatının hasret dolu sancılı dönemleri başlar. Maria Puder ile devam eden haberleşmeler ansızın kesilir. Raif efendi artık mektuplarına cevap alamaz ve içinde hüzün, öfke, hasret biriktirir. Yazar yürek burkan bir sonla bitirir kitabı.
Raif efendinin aldığı acı bir haberle şu düşünceler yankılanır zihninde; "on sene, tam on sene, zavallı ruhumun bütün kırgınlığıyla, bir ölüye kızmış, bir ölüyü suçlu tutmuştum...Onun hatırasına bundan daha büyük bir hakaret yapılabilir mi?" Bu yürek burkan hikayeyi okuyan Hamdi sözünü tutar ve günlüğü yakar. Bizlereyse geriye derin bir iç çekiş kalır.
(✒Kudret ASLAN)
Kitabın hüzünlü hikayesinin ötesinde yazarın karakterler üzerinde yaptığı psikolojik analizler dikkat çekmektedir. Yaşadıkça çevrenizde karşılaşacağınız birçok kişilik tipini size canlı örneklerle sunmaktadır. Vefa ve kıymet bilmezlik, çalışkanlık ve işten kaytarma, görünen ve görünenin arkasında saklanan gibi kavramlar bu eserde daha belirgin renkler olarak karşımıza çıkmaktadır. Zaten yazarın büyüklüğü; salt bir hayat hikayesi sunmaktan öte, bu örgünün içine bir yaşam felsefesi de dokumasındadır. Okurken bu nakışları ve bakışları göz ardı etmemeniz temennisiyle(✒Dr. Zakir ELÇİÇEK).