Puan vermedi·672 syf.··Beğendi
···Okunma: 04 Haziran 2020 03:18 APTAL APTAL APTAL APTAL APTAL APTAL APTAL APTAL APTAL APTAL APTAL APTAL APTAL APTAL APTAL APTAL APTAL APTAL APTAL APTAL APTAL APTAL APTAL APTAL APTAL APTAL APTAL APTAL APTAL DARROW!
3 kitap, ölen sayısız karakter, yapılan sayısız savaş, sinir krizleri, duygusal patlamalar... Bunların hepsi Darrow işleri daha da batırsın diye yaşandı çünkü. Çünkü koca seride Darrow'un egosunu tatmin etmekten başka bir işimiz yok. Çünkü Darrow bir Tanrı ve her şeyin doğrusunu o biliyor, biz faniler bunu algılayacak kapasitede değiliz. Bunu da yapmazsın be Pierce Brown! BUNU DA YAPMAZSIN!
Beni bu kadar hayal kırıklığına uğratan başka bir kitap oldu mu bilmiyorum ki bu hayal kırıklığını kitaptan beklentimin sıfır olmasına rağmen yaşadım. Kime kırıldığım da belli değil gerçi, kendime mi yoksa yazara mı...
Demir Altın, Sabah Yıldızı'ndan 10 yıl sonrasında geçiyor. Cumhuriyet tökezleye tökezleye olsa da, ilerliyor fakat savaş boruları ufukta görüldüğünde birileri hiç düşünmeden yine savaşa koşuyor.
Bu sefer kitapta Darrow'la birlikte dört anlatıcımız var. Lune hanesinin varisi Lysander, madenlerden çıkarılan bir Kızıl Lyria ve Trigg'in nişanlısı, Cumhuriyet'in düşmanı Ephraim. Kitabın başında bunu biraz yadırgasam da sonradan çok hoşuma gitti açıkcası. Bu durum hem olayları anlamamız için bize daha geniş bir perspektif kazandırdı hem de bizi Darrow'dan kurtardı. Gerçi bu aynı zamanda hikayenin Darrow tarafında yer alan Sevro, Victra ve Virginia gibi karakterleri daha az görmemiz anlamına geliyor ama kitabı okurken buna takılmadım. Hem olayların bir süre sonra iç içe geçmesi sebebiyle, karakterleri başka başka anlatıcıların bölümlerinde de görmeye başladık hem de Darrow'un bölümleri diğer üç anlatıcıya göre daha fazlaydı.
Açıkcası bu yeni anlatım tekniği kitaba dair en sevdiğim detaylardan biri oldu. Bu teknik olmasaydı Demir Altın'ın şu an olduğu kadar vurucu olacağını ya da kitabı bitebileceğimi sanmıyorum. Neyse sakin kalmam lazım, daha Darrow'a söveceğim kısma gelmedik.
Demir Altın'da tanıştığımız yeni karakterlerin çoğunu şimdiden sevdim. Sevdiğim kısımdan üçlemenin sonunu görebilen olmayacak tabii ama konumuz bu değil. Yan karakterlerin çoğunu sevmiş olmama rağmen anlatıcılarımız için aynı şeyi pek söyleyemiyorum.
Lysander'a zaten oldum olsası hep gıcık oldum. Sabah Yıldızı'nın sonunda kendisini öldürmemelerinden zaten belliydi başımıza iş açacağı. Ayrıca yazarın karaktere çizdiği yolu da pek beğenmedim. Peşinde olduğu olaylarla, ilişkileriyle, etrafındaki insanları soktuğu durumla ve ben mantıklı bir insanım, kararlarımı aklımda alıyorum deyip, kolayca manipüle edilebilen duygusal bir insan olması bana hiç sevmediğim bir beyi hatırlatıyor. Umarım yakında ölür.
Ephraim, kitabın başında yine sevmediğim bir karakter oldu ama kitabın sonuna doğru sanırım kendisine biraz ısındım. Kitaptaki en gerçekçi ve akla yatkın hikaye onunkiydi. Yani Lysander'ın "Darrow bir tiran olan büyük annemi öldürdü ühühü"'sünden çok çok daha mantıklı bir hikayesi vardı ama kendisinin backstorysini Lysanderla kıyaslamam adama hakaret resmen. Bunun dışında kitabın sonlarına doğru Eph'in daha sempatik tarafını gördüğümüz bölümlerde, cidden çok eğlendim. Hatta koca kitapta en çok eğlendiğim bölümler burası olabilir. Gelişimini görmeyi istediğim ama görebileceğimi pek düşünmediğim bir karakter kendisi. Hayırlısı, ne diyelim.
Lyria'nın hikayesi ise bana göre aşırı barizdi. Karakterin nereye evrileceğini taa kitabın başında görmüştüm. Demir Altın'ın sonunda karakteri bıraktığımız yer hoşuma da gitti açıkcası ama Lyria hikayesini tamamlamış gibi hissediyorum biraz. Pierce beyin karakterle neler yapabileceği ile ilgili birkaç fikrim var açıkcası ama Lyria gibi naif ve amatör bir karakterle bunları yapmasa da olur. Zaten Dark Age'de Kısrak okuyacağız, kraliçemize yer açmamız lazım. Hani bir de Darrow -yine ve yine- savaşı, peşinde Cumhuriyet'e getirirken Lyria gibi bir amatöre hikayede pek ihtiyacımız olduğunu düşünmüyorum.
Kitap boyunca binbir çeşit duyguyu birlikte yaşadım ve hayır, bu sefer o duygulara eşlik eden mutlu heyecanım yoktu. Kitaba karşı olan hislerimin "favori serimin yeni kitabı"'ndan "Dark Age'i okumak istiyorsam bu kitabı bitirmem lazım"'a gelmesi biraz -fazlaca biraz- üzücü. Kitapta aşırı heyecanlandığım, seriyi taşıyacağını düşündüğüm ve Darrow'dan başka nefret edilecek bir karakter bulduğumu umut ettiğim bir an oldu ama sonradan -tahmin edin kimin yüzünden- karaktere dair bütün hevesim ve heyecanım söndü gitti. Yabancıların dediği gibi such a boomer!
Tabii ki Pierce Brown'un çok iyi bir yazar olduğunu, kitabın kurgusunun çok iyi olduğunu, karakterlere coştuğumu, olaylara heyecanlandığımı falan kabul ediyorum. Sonuç olarak sevdiğim bir yazardan çoğunluğu sevdiğim karakterlerden oluşan sevdiğim bir evrende geçen iyi bir romandı ama önceki üç kitabın aksine Demir Altın'ı severek okumadım. Aksine böyle bir kitap okuduğum için hakarete uğradım resmen ve bunun sebebi bencil, egoist, düşüncesiz pislik bir karakterin teki: Darrow.
Demir Altın ile ilgili sevdiğim şeylerden biri de sonunda herkes -HERKES- Darrow'un sevilecek bir adam olmadığını anladı. Ana seride yaptığı saçmalıkların en azından bir sebebi vardı, zincirleri kırıyorduk! Ama Demir Altın... Kitabın başında sinirlenip çok uzun bir süre yarım bırakmıştım kitabı ama beni asıl vuran sonu oldu. En yakın arkadaşını, ailesini, halkını, ilk üç kitapta ölen herkesi hiçe sayıp uygulamaya başladığı ve çok güvendiği planının sonunda oldu. O kadar sinirli, kızgın, kırgın, üzgünüm ki... Sinirimi karakterden mi çıkarsam, yazardan mı yoksa kendimden mi kestiremiyorum...
Eli yüzü düzgün bir insanın hatalarından ders almasını, yaşadıklarının onu geliştirmesini falan beklersiniz değil mi? Fakat Darrow aksine, yaşlandıkça daha da kendini beğenmiş, boş beleş bir insan olmuş. Hala fütürsuzca etrafındaki insanların hayatını tehlikeye atıyor, hala yaptığı eylemlerin sonuçlarını düşünemiyor, planlarında bir adım ileriyi göremiyor. Darrow artık 17 yaşında bir genç değil 33 yaşında ve Cumhuriyet'in Başİmperotor'u, Hükümdar'ın kocası. Artık bir şeyleri düşünerek yapmaya başlaması gerekiyor, bildiğini okuması değil.
Kitap boyunca o kadar sinirlendim ki Darrow'a... Sevro'ya davranışı, Kısrak'ı zor durumların içinde bırakması, Ragnar'ın hatırasına leke sürmesi... -no pun intended- Bir insan hiç mi hata yaptığını kabul etmez, hiç mu suçu kendinde aramaz ah! Sevro, "O kadar insan, arkadaşlarımız senin hayallerin uğruna öldüler." diyor. Darrow'un cevabı ne olda beğenirsiniz? "Yoo kendi istekleriyle öldüler." Aynen, Pax Çakal tarafından öldürülmeyi kendi seçti. Ragnar ve Quinn Aja tarafından öldürülmek için yarışıyorlardı zaten. Gel de sinirlenme yahu, gel de sinirlenme!
Hayır anlıyorum işlerin iyiye gitmesi için en başta kötüye gitmesi gerekiyor, tamam ama Pierce Brown'un neden Darrow gibi bir karakter yazdığını asla anlayamıyorum. Sadece düşüncesiz olsa ya da sadace savaş çığırtkanı olsa neyse ama düşüncesiz bir savaş çığırtkanı olmaz olsun!
Serinin son kitabı için büyük spekülasyonlar var ve çoğunluğu Darrow'un ölecek olması üzerine. Nasıl ölecekse ölsün ama yeter ki ölsün, yaka silktim be! Sevdiğim bütün karakterlerin tek tek ölümüne sebep oldu ve olmaya da devam ediyor. Tabii ki tercihim canice öldürülmesidir ama ölecekse kahramanca da olur, umurum değil.
Dediğim gibi bu kitabı, Dark Age'i okumak için bitirdim. Aksi takdirde elimi sürmezdim. Okuduğuna pişman mıyım? Hayır. Kitapta olanları benim kadar kişiselleştirmezseniz kitabı beğenir misiniz? Muhtemelen. Demir Altın'ı bir daha okur muyum? Asla.