Goriot baba aslında bizlere bir insanı asla ama asla Tanrı kadar sevmememiz gerektiğini gösteriyor. Bu öz kızınız olsa bile. Dünya da herkesin tek olduğu kanısı bende biraz daha yükseldi bu romanla birlikte çünkü en güçlü duygu dediğimiz sevgi bile sizi en güçsüz hale sokabiliyor. Önrünüzü verdiğiniz insanlardan bir günü geri isteyince gördüğünüz tepki içler acısı.
Goriot baba bir tel şehriyeci ve elindeki son kuruşu bile kızlarına vermek için can atan, sırf onlar mutlu olsun yüzleri gülsün diye kendi gülüşünden fedekarlık eden bir insan. Baktığınızda ne yüce bir insan tipi olsa da asla gerçek hayatta olmaması gereken bir insan. Kızları büyük salonlu evlerde rahat yaşasınlar diye kendisi pansiyonda kalıyor. Orada tanıştığı Eugene bir hukuk öğrencisi. Buraya okuyup çabucak zengin olup ailesini sefaletten kurtarmak için gelse de kuzeni sayesinde büyük balolara katılır ve benim bunlardan neyim eksik dercesine bir anda kısa yoldan zengin olma hayallerine kapılır. Eugene önce pansiyonundan Vautrin'in fikriyle silkelenirken aşık olduğu Goriot babanın kızına yazılmaya başlar. Bu iki kız arasında kalışı vicdanıyla kendisi arasında kalışı gibidir. Balzac para mı sevgi mi sorusunu iki kızla tasvir etmiş gibi romana devam ederken, Eugene kafasında sürekli bir şeyler kurar ve bir yerlere sürüklenmekten kendini alıkoyamaz.
Roman zenginlik, çıkarcılık , gösteriş , tembellik , açgözlülük , kararsızlık gibi her konuyu işlerken her insanda kendinizden ya da çevrenizden bir pay çıkarttığınız bir kitap. İnsan hayatta yüzlerce duygu ve eylem içinde bulunsa da bunlar içimizdeki vicdan denen filtreden geçemediği sürece uykularımız daima bölünmeye mahkumdur. Kararlılık ve yeterlilik durumlarını kendimizde de sorguladığımız romanı ben çok sevdim. İlk 100 sayfa da zemin oluşurken skılsanız da oturmuş karakterlerin bir sonraki sayfada ne yapacağını merak ederek romanın sonuna geldiğinizi anlamadan kapağı kapatıyorsunuz zaten. Keyifli okumalar.