·857 syf.····Okunma: 15 Haziran 2020 10:17 Victor Hugo bundan önce okududuğum birkaç romanında farklı anlatım tarzıyla,duyguları yansıtabilme gücüyle ve müthiş betimleme kabiliyetiyle beni oldukça etkilemişti.Daha çok okumak,farklı eserlerinde hayat görüşlerini öğrenmek,oluşturduğu karakterlerden dünyaya nasıl baktığını öğrenmeyi çok seviyordum.Ama Sefiller.Tuhaf bir şekilde bu eserini okumak hep gözümü korkutmuştu,bir tuhaf önyargı besliyor bu duygudan kurtulamıyordum.Müthiş bir kitap kıtlığı çektiğim sırada kitaplıkta duran bu ikili seri gözlerime değdi ve işte o anda hiç düşünmeden başladım.Belki Hugo'nun bölümleri aşan incelemeleriydi beni korkutan,belki yıllar önce okuyup canımı sıkan,olumlu duygular besleyemediğim kısaltmış versiyonu,belki pek sevemediğim müzikal filmindendi,ancak o anda tamamen nötr hislerle birinci cildini alıp başladım okumaya.
Bu kitabı okumanız için tek bir neden vermem gerekse tüm o konu gidişatından ziyade karakterleri derdim.Çok uzun zamandır bu kadar dünyadan,hisleri olan,iyiyi ve kötüyü ayrı ayrı hissebilen insani karakterler okumamıştım.Sadece Jean Valjean karakterinin derin duygularına,iç kavgalarına,vicdani hesaplaşmalarına,yılların ona kattıklarına tanık olduğumuz sayfalar için bile bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.Ekmek çalmak suretiyle çarptırıldığı kürek mahkumluğundan,hayranlıkla bakılan belediye başkanlığına ve seneler süren kaçaklık serüvenine değin o uzun yıllarda aslında olaylar ardı ardına sıralanıyor olmasına rağmen yazarın başarılı aktarımıyla sanki Jean Valjean karşımda,ben de elimde kağıt kalemle tüm hayatını dinliyor gibi hissettim.Bir sürü olay oluyor,dünya akmaya devam ediyordu ve o sakin bir tavırla yaşantısını anlatıyordu sanki.Jean Valjean benim için,okuması derin duygu değişimlerine sürükleyen bir karakterdi.
Bu ince ince işlenmiş anlatımlar yalnızca Jean Valjean için geçerli değil elbette.Yazar her bir karakteri özenle kurgulamış ve size karakterin fiziki tasvirinden,iç hesaplaşmalarına kadar aktarıyordu ki bu yazarın en sevdiğim özelliklerinden olabilir.Örneğin;yüzündeki ışıltılı gülümsemesi acı gerçeklerle bir anda solan,fedakarlıkla dolu yılların yorgunluğunu ona güç veren yavrusunu göreceği günün umuduyla saran Fantine'i,adalet ve inandığı doğru uğruna yapmayacağı şey,takip etmeyeceği yol,uğruna vermeyeceği yılları olmayan Javert'i,ona çizilen bir gelecek planında kafası karışık geçirdiği yıllar sonucunda,öğrendiği çarpıcı gerçekle kendi yolunu çizmeye yemin etmiş Marius'u ve daha pek çok karakteri işte bu iki ciltte adeta karşınıza getiriyor ve hikayeye dahil ediyordu.Yani,bir karakteri okurken kafa karışıklığı yaşamıyordunuz.Tamamen bir duyguya veya bir bakış açısına saplanıp kalmıyorlardı.Yaşıyorlardı,hissediyorlardı.
Bir konunun kitabı okurken beni çokça yorduğunu söylemeliyim.Bu da yazarın gerçekten derinlikli incelemeleriydi.Savaş tarihlerinden,Paris sokaklarının ayrıntılı tasvirine ve Paris lağımlarının bir betimlemesine kadar bölümler boyunca bu tarz araya girmeleri,okuyanlar hemen hatırlayacaktır.Bir noktaya kadar ilgimi çeken bu anlatım şekli bir süre sonra bende olay akışından kopmaya ve okumama ara vermeme neden oldu ama Victor Hugo'nun böyle bir anlatım tarzın sahip olduğunu biliyor olduğumdan çok farklı gelmedi.
Kitabı okuduktan sonra yeniden müzikal filmi izledim ve kitabın ne denli güçlü olduğunu işte o zaman anladım.Özellikle 'sefiller' kavramına yazarın yaklaşımı,toplumun belirlediği önyargıdan duvarların bir insana neler yapabileceğini ve vicdanın aslında ne kadar güçlü bir kelime ve ne kadar doğru bir yaşayışa götürdüğünü açık açık gösteren muazzam bir eserdi.Bana kalırsa mutlaka kitaplığınızda bu esere yer açmalı ve tekrar tekrar okumalısınız.