81 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
İnceleme Öncesi Giriş Notu: Bu incelemeyi okumak yerine izlemeyi tercih ediyorum diyenler için: https://youtu.be/C5Msn_xFt78

Hepi topu 80 sayfalık bir romanın, daha doğrusu anılardan oluşma yarı-otobiyografik bir kitabın, yazılma sürecinin tam 12 yıl olduğunu düşünebiliyor musunuz?

İlk bölümünün 1987 yılında Gergedan Dergisi'nde yayınlanan bu kitabın ilk baskısı 1991 senesinde yapıldı. 12 Yıl uğraşılmış 80 sayfalık bir romandır Bay Muannit Sahtegi'nin Notları. İsmi de bir garip değil mi? Kendine "Bay İnatçı Sahtekar" diyen bir insandır Vüs'at O.(Orhan) Bener. Aile boyu yazar olan bir ailenin üyesidir kendisi. Askerlik yapmış, hukukçu olmuş, devlet dairelerinde çalışmış ve gerisinde harika öykülerle romanları bırakan bir değişik adamdır Bener. Yazar Erhan Bener'in abisi, Yiğit Bener'in ise amcası olup ayrıca Oğuz Atay'ın da arkadaşıdır.

Bu roman Bener'in hayatından bazı gerçekleri içerse de tam bir otobiyografik roman değildir. Tıpkı Marcel Proust'un Kayıp Zamanında İzinde serisinde yaptığı gibi karakter yazarın bazı özelliklerini taşır ama geriye kalan kurmaca dünyasıdır. Örneğin gerçek hayatta yazar, 1992 yılında tam manasıyla çalışmayı bırakıp emekli olurken, kitapta ise otuz altı yıl devlet memurluğu yapıp emekliye ayrılan ve ekonomik zorluk çeken bir adam karşımızdadır. (1978 Yılında yazar devletten emekli olur ama Yol-İş Sendikasında hukuk müşaviri olarak çalışmaya devam eder ve sonra ikinci kez emekli olur) Yazar üç kez evlenmiş ve ilk eşini hamileyken menenjit hastalığından kaybetmiştir. Bu bilgiler kitapta da geçer ama gerçek hayatta üçüncü evliliğini 1972 yılında Ayşe Ilıcalı ile yapar ve vefat edene kadar tam 33 yıl evli kalırlar. Romanda ise karakter üçüncü eşi tarafından terk edilen bir bekardır ve evlatlık aldığı Fatoş'a karşı da birtakım hisler besler.

Vüs'at O. Bener, anlatım dili olarak arkadaşı Oğuz Atay'a benzerlik gösterir. Yani aralarında dil kardeşliği mevcuttur. Bu durum bu romanın özellikle ilk sayfalarında bariz görülmektedir. Tabiri caizse yazar cümleler üstünde sörf yapar. Söylediklerime birkaç örnek vereyim:

"Yalnızlık giyinen, yalnızlık soyunandı, yakınmaya salt bu yolla hak kazanıyordu ayırdında olmadan bana kalırsa."

"Günah, günah nedir sorusunu soran meraklının kalpazan yüreğine saplı Bursa bıçağıdır daha doğrusu."

"Atın sülfürik asit sıvısına boş beynimi, yok edin, yazılı vasiyetimdir."

Roman ana karakterimiz Bay Muannit Sahtegi'nin (İnatçı Sahtekar) iki zaman dilimine bölünmüş anılarından oluşmaktadır. 80 Darbesinin hemen öncesindeki dönemle darbe sonrasının ilk serbest hükümeti olan Turgut Özal döneminin gözler önüne serer. Anılar 1979-1987 dönemlerini kapsar belki ama birbirine paralel ilerleyen 79 ve 84 yıllarını çoğunlukla görürüz. Romanın ilk sayfalarında yukarıdaki örneklerde de görülebileceği gibi tam manasıyla bir edebiyat şovu vardır ama sonrasında anıların ilerlemesiyle birlikte kullanılan dil biraz daha yalınlaşır ve daha anlaşılır bir hale gelir. Ama yine de romanın her yerinde klasik Vüs'at O. Bener dilini görürüz. Nakış gibi ince işlenmiş bir dil söz konusudur. Kitaptaki karakterin anıları Türkiye'nin iki önemli dönemine tanıklık yapar. 79 Yılındaki siyasi çalkantıları ve 84 yılındaki hayat pahalılığını ve ekonomik zorlukları gösterir.

Kitapta Muannit Sahtegi'nin ağzından birden çok karakterin anlatımı olur belki ama en önemli karakter evlatlık kızı Fatoş'tur. Aralarında klasik baba-kız sevgisinin dışında adı konulamayan başkaca bir yakınlık da bulunmaktadır. Anlatım yalnızca ana karakterin üzerinden olduğu için bu yakınlık gerçek mi yoksa karakterin kendince kondurduğu bir his mi roman boyunca emin olamayız. Ayrıca tıpkı Jack London'ın John Barleycorn anı-romanına benzer şekilde içkiyle mücadele eden ama bir türlü yenemeyip bundan pişman olan bir karakter yer almaktadır. Özellikle içki nedeniyle Fatoş'a karşı olan kötü davranışlarından çokça pişman olur karakterimiz.

Metin, ben anlatıcının ağzından iç monolog tekniğiyle yazılmıştır. İkili olarak ilerleyen zaman kullanımı okumayı zorlaştırmaktadır. On yıllık bir zaman dilimini kapsasa da metin aslında 1979 ve 1984 yılları arasında sıçramalarla ilerlerler.

Bu roman hacmen küçük olsa da iki zaman diliminde ilerleyen anı şeklinde yazılmış olması, yazarın kimi yerlerde zorlayıcı dili ve anlatılan dönemlerde yaşanılan gerçeklikler, metnin özenli bir şekilde okunmasını gerektirmektedir. Son olarak muhteşem anlatım diliyle edebiyatımızın önemli ama az bilinen eserlerinden biri olan bu romanı okumanızı tavsiye ediyorum.

"Anılarımın bir bölümünü okumuş "Üreten ellerinden öperim," diyor. Üretmiyorum, ürüyor ayrıkotları!"

"Bir dolu konyak ver, ya da ambulans çağır, deliler koğuşuna kapatsınlar beni!"