556 syf.
Emile Zola kalemi harika, dili anlatımı o kadar hikayenin içine girip olaylara müdahil oluyorsunuz ki bir maden işçisi kadar acı çekip, üzülebiliyorsunuz.

Bu kitap açlığın, yoksulluğun, kadın - erkek, yaşlı - genç demeden hepsi atalarından miras kalma bu işi canları pahasına yapmalarına rağmen karınlarını bile zor doyuran ailelerin hikayesi. Canlarını tehlikeye defalarca atmalarına rağmen yeri geldiğinde arkadaşlarını kurtarma pahasına bir dakika bile düşünmeden yeraltına inen insanların, kazançları az sayıları çok ailelerin dramı, tereyağlı ekmek yediklerinde kendilerini tok sayan, çocuklarına daha fazlasını verebilmek için tokum diyen ana babaların, emektar dedelerin hikayesi...

Sonra aralarında biri çıkıyor, daha fazlası hakkımız karnımızı bile doyuramaz hale geldik diyor ve grev başlıyor, olaylar başlıyor, ölümler başlıyor...

İşçi - İşveren arasındaki ayrımcılığı tüm hatlarıyla ortaya koyuyor yazarımız, ve o küçücük ayrıntı bambaşka pencereden bakmanızı sağlıyor bir anda gözleri doymayan, kazandıkça daha fazlasını isteyen ocak sahipleri, müdürler bu fakirlerin anlamadığı bir şey vardı, paraya sahip olmak her şey değildi, eşin sevgilinin, fütursuzca sevişmenin kıymetini bilmiyorlardı, varları yokları para kazanmaktı, oysa karınları toktu yatacak evleri de vardı daha ne istiyorlardı, işçileri anlamak çok zordu...

13 Mayıs Soma Faciası'nın yıldönümü ve bugünlerde bitirmiş olduğum bu kitap daha da burktu içimi...

İyi okumalar dilerim.