·464 syf.··Beğendi
···Okunma: 04 Ağustos 2020 23:57 Yarın ölecek olsanız ne düşünürdünüz?Peki ya söylediğiniz tek bir sözden dolayı ömrünüz boyunca pişmanlık duysanız ve kendinizi affedemeseniz?
Kendinizi sürekli silik bir karakter olarak görseniz ve değersiz hissetseniz?
Ömrünüzü başkalarından değer görmek için bir parça ilgi görmek için çırpınarak heba etseniz?
Aç kalsanız hem de günlerce? Türlü işkencelere katlanırsınız hem psikolojik hem bedensel...
Duyduğunuz tek bir ses, burnunuza gelen bir koku veyahut gördüğünüz bir üniforma sizi geçmişin acılarına yolculuk ettirse?
Korkularınızla yüzleşir miydiniz yoksa onları yok saymaya mı çalışırdınız?
Hayatımızdaki insanların değerini ne zaman anlarız? Peki ya kardeşimizin bir parça ekmek yiyebilmesi için ateş altına atılır mıyız?
15000 kişinin sürüldüğü, eziyet gördüğü ve sizin de tüm ailenizle bu cehennemin içinde olduğunuz bir yer olsa ve buradan sadece 70 kişi sağ çıksa? Neden sevdiklerim değil de ben yaşadım, ben kurtuldum diye sürekli kendinize sorar mıydınız?
gözlerinizi kapatsanız ve olduğunuz yerden başka bir yerde, olmak istediğiniz yerde ve özgür hayal etseniz kendinizi...
Sürekli kendinize "Bugün hayatta kalırsam, yarın özgür olacağım" diye telkinde bulunsanız...
Sizin hayatınız Josef Mengele gibi komutanların iki dudağının, bir işaretinin ucunda olsaydı?
Yine de kimse bizden zihnimize koyduklarımızı alamaz...
Klara, Magda, Dicuka(Edie), Eric, Béla, Mengele...
İç hesaplaşmalar ile dolu olan ve piskolojimizin derinlerine inmemizi sağlayan bu kitabı en çok da kendimi sorgulayarak okuyorum. Kitabı okurken kendimi Eger'in karşısında terapide gibi hissediyorum... Sanki her sözcüğünde hayatıma sihirli değneğini dokundurduğunu hissediyorum. Kimi zaman kendime çok kızıyorum, kimi zaman öfke hissediyorum ama sonunda Kendimi affetmeyi öğreniyorum. Bağışlamayı öğreniyorum. Hayatımdaki tüm açmazları özgür bırakıyorum ve en çok da kendim özgür kalıyorum.
Okurken kitabın içinden çıkamıyorum ve sanki Eger'in omzundan bütün yaşadıklarını ben de aynen gözlemliyorum.
Ve sonunda sabretmeyi, mutlu olmayı ve iç huzuru bulmayı öğreniyorum.
Bu kitapta en çok "ÖZGÜRLÜĞÜN" değerini anlıyorum...
Üslubumu neden bu şekilde kullandığımı kitabı okuyanlar anlayacaktır :) Bu minik bir sır, okuyun ve siz de neden olduğunu anlayın.
Kitabı bitirdikten sonra özgürlüğümüzün tadını çıkarmayı unutmayalım...
Bunca şeyi Edith Eger yaşadı ve yazdı. Ben okurken bile nefesimi tuttum ve o anların geçmesini diledim. Hiç kolay değil. Okuması bile...
Kitap hakkında:
Kitap 4 kısımdan ve 23 bölümden oluşuyor.
1. Hapishane
2. Kaçış
3. Özgürlük
4. İyileşme
Edith Eger sanki kendisiyle konuşur gibi veyahut günlük yazar gibi samimi bir şekilde kaleme aldığı bu eserde bolca kendine sorular soruyor.
Bütün hayatını baştan sona en derininden anlatıyor.
On altı yaşında Edith Eger Auschwitz'e Nazi kampına sürgüne gönderilir ve kamp 1945'te Amerika tarafından özgürleştirilir.
Kitapta Nazi ölüm kamplarında ne tür işkencelere maruz kalındığı, kampın yaşam koşulları ve yaşanılan başka şeyler konu alınmıştır.
Elleri olmayan kız ismini ise sadece kitapta bir cümle olarak en sonlara doğru görüyoruz.
Ben böyle bir kız var ve onun yaşamından bahsedecek sanırken bu kız sadece bir masal kahramanı olarak bir kişinin anlatımında geçiyor.
Son bölümde Eger klinik vakalarının hayat hikayelerinden bahsediyor. Hepsi yaşanmış hepsi de gerçek dolu ve hayatın içinden. Hatta neredeyse her sayfada kendi yaşamımızdan bolca izler görebiliyoruz.
Okuyacaklara şimdiden bolca sabır ve selamet dilerim.
Bence çok güzel, muhteşem bir eser...
Pay yayınları hakkında:
Kitabın içinde o kadar çok yazım hatası ve mantık hatası var ki gerçekten hayretlere düştüm. Sanki hiç kontrol edilmemiş gibi. Pay yayınlarına yazdım ve düzeltilmesini istedim. Okuyacaklar kitabın içinde böyle şeylerle en duygulu anlarda karşılaşacaklarını bilseler iyi olur. :)