224 syf.
·1 günde·8/10 puan
''...ancak bilim, kendi yolunda ilerlerken, başyapıtları bile çiğner geçer!''
(s.18)

Tarih ne ile başladı? Yazıyla. Ve de hâlâ yazıyla şekilleniyor. Nasıl mı? Mesela Jules Verne ''Ay'a Yolculuk'' kitabını yazdıktan neredeyse yüz dört yıl sonra Ay'a Yolculuk yapıldı. Yevgeni Zamyatin'in ''Biz'' kitabında DNA'da mutasyonlar yapılıyordu, ondan 40 yıl sonra ilk kez DNA'da yapay mutasyonlar yapıldı, Ray Bradbury'nin ''Fahrenheit 451'' kitabında Montag kablosuz kulaklık takıp Faber ile konuşuyordu, ondan sonra, Apple kablosuz kulaklıkları geliştirdi.

Yeni bir roman türünün, bilimsel romanın yaratıcısı olarak görülen Jules Verne, çağdaş bilimkurgunun da temellerini atmıştır. Bugün hiçbir şaşırtıcı yanı kalmamış birçok bilimsel gelişme, henüz ufukta yokken onun yapıtlarında ayrıntılarıyla anlatılmıştır. Verne, fantastik serüvenlerinde uzay yolculuğunun yanı sıra bilim ilerledikçe hayatımıza katılan denizaltıları, televizyonu ve oksijen tüpünü de öngörmüştür.
(Arka kapaktan)

Kısacası bilim, teknoloji dünyası ve gelecek yazarların o muhteşem hayal gücü ile şekilleniyor.

Olaylar Amerikan İç Savaşı'ndan sonra halkın boşluğa düşmesi ile gerçekleşiyor. Aslında bu Ay'a Yolculuk uğraşı, devletin bir amaç edinme isteğinin somut kanıtı:
— Biliyorsunuz, dedi, atışbilim son yıllarda ne büyük gelişmeler gösterdi ve savaş sürseydi, ateşli silahlar müthiş bir yetkinliğe ulaşacaktı. Ayrıca, genel olarak, topların direnme gücüyle barutun yayılma gücünün sınırsız olduğunu da bilmez değilsiniz. Evet! İşte bu ilkeden yola çıkarak, kendi
kendime, belli direnç koşulları içerisinde yapılmış yeterli bir aygıtla, Ay’a bir mermi gönderilemez mi acaba diye sordum.
(s.15)
''Bir amaç içinde ve bu amaca ulaşma isteği olmadan kimse yaşayamaz.''
-Dostoyevski-Ölüler Evinden Anılar
Bunlar olmazsa kim Ay'a Yolculuk yapacaktı? Kim dünya ülkelerinde dayanışma sağlayacaktı? Kim döküm işleri ile uğraşacaktı? Kim topun obüs mü, top şeklinde mi, yoksa silindir şeklinde mi olacağını tartışacaktı? Florida-Texas yer için başka türlü atışabilir miydi? Kim başka türlü tüm dünyanın ve tüm Amerika'nın Ay ile ilgili bilgi edinmesine yardımcı olacaktı?
''...bütün Amerika Ay hastalığına tutuldu.''
(s.39)

O kadar çılgınlar ve gülleleri o kadar çok seviyorlar, abartıyorlar ki, J. T Maston şöyle diyor kitapta:
''Bence gülle, insan gücünün en parlak belirtisidir; bu güç, en eksiksiz olarak güllede özetlenir; insanoğlu onu yarattığı gün yaklaşmıştır en çok
Yaradan’a!''
(s.46)

Ay'da da insanların hüküm sürmesini istiyorlar, Ay'a kafa da tutuyorlar:
''J. T. Maston Ay'lılara alüminyumdan yapılmış bir gülle
yollanacağını düşündükçe sevincinden uçuyor, 'Böylece Dünyalıların ne yaman kişiler olduklarını anlarlar,' diyordu.''
(s.54)
''Derebeyi gibi kurulacağız mübareğin
içine, eh bir iki de top aldık mı, eğer varsa, bütün Ay'lılara kafa tutabiliriz herhalde!''
(s.176)

E tabii, Ay'a Yolculuk bile yapsan beğenmeyen birileri oluyor, burada da beğenmeyen kişi Kaptan Nicholl.

Ay'a Yolculuk yapacak bir top için, bir sürü malzeme lazım. Bu malzemeler için de para lazım. Bunun içinde tüm dünyanın bankalarından bağış istiyorlar, onlar da veriyor. Dünyadaki çoğu ülkenin bilime verdiği önemi de açıklıyor bizlere Jules Verne bu kitapta dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu da anlatmış. E tabii biz de verdik para:
''Osmanlı da çok eli açık davrandı; aslında bu işle doğrudan doğruya ilgiliydi; gerçekten de, Ay, hem yılını, hem de oruç ayı olan ramazanı düzenlemekteydi. Dolayısıyla, üç yüz yetmiş iki bin altı yüz kırk kuruştan daha azını veremezdi ve bunu, Asya’yı Avrupa’ya bağlayan kapıyı yöneten hükümetin baskısını hissettirecek bir ivedilikle yaptı.''
(s.90)

Bu kitap yergi yönü çok güçlü olan bir kitap, bu örneklerle de görüyoruz bunu:
''Ufuk çizgisinin ötesinde dolaşan herhangi bir yerli, Florida’nın göbeğinde yeni bir yanardağın patladığını sanabilirdi,
oysa ne bir yanardağ patlaması, ne bir hortum, ne bir kasırga, ne bir doğal afet, ne de doğanın yaratabileceği o korkunç manzaralardan biriydi bu! Hayır, hiçbiri değildi! Şu kızıl dumanları, bir yanardağa yaraşan şu alevleri, yersarsıntısını andıran şu gürültülü zangırtıyı, kasırga ve fırtınalarla yarışan şu
korkunç homurtuları insanoğlu tek başına yaratmıştı ve yine onun eliydi kendi kazdığı derin bir kuyuya şu ergimiş maden Niagara’sını akıtan.''
(s.115)
Sonra bir adam çıktı Michel Ardan adında. Başkan'a telgrafla onun da Ay'a gitmek istediğini, onun için gülleyi silindir şeklinde yapmasını istedi. O adam Başkan'ın yanına gelince şöyle bir diyalog geçti aralarında:
''—Yalnız, diye üsteledi Barbicane, iyice düşündünüz mü?..
—Düşünmek mi! Düşünmeye vaktim var mı? Ay’a gidip şöyle bir dolaşma fırsatı çıkıyor önüme, ben de bu fırsattan yararlanıyorum, o kadar. Bence öyle uzun uzun düşünmeyi gerektirmeyen bir iş bu.''
(s.135)
Mübarek sanki Küçük Prens ve B-612'yi 2 dakikada gezecek. Ya da sanki ötobüse binip şoföre: ''Kaptan, Ay'a varınca haber et,'' diyecek. İlginç.
Bu diyaloğu okurken aklıma aynen şöyle bir cümle gelmişti:
''Yüzde yüz öldüreceksiniz kendinizi, diye bağırdı. Ve ölümünüz, bir çılgının ölümünden başka bir şey olmayacak, üstelik bilime de yararı dokunmayacak!''
(s.154)
Ve bunu söyleyen adam da -Kaptan Nicholl söyledi- Ay'a Michel Ardan ve Başkan ile yolculuk yapıyor. İşte Jules Verne insanların tutarsızlığını çok iyi aktarıyor ve dediğim gibi hiciv yönü oldukça etkili.

''Gelecek, bilimsel araştırmalara nasıl gizlerle dolu bir durum hazırlıyordu!''

Jules Verne bize muhteşem hayal gücü ile, bilim bilgisini olağanüstü kurgu yeteneği ile harmanlaması ile geleceği şekillendiren bu kaliteli romanı ortaya çıkarıyor. Bazı yerler sıkıcı olsa da kitap oldukça iyi idi. Ayrıca o zamanlar bu muhteşem öngörüyü yapmak kolay değildi.

Faydam dokunduysa ne mutlu bana, keyifli ve verimli okumalar.