Centilmen Piç serisinin ilk kitabından hemen sonrasını anlatan bu kitabımız kahramanlarımızın Tel Verrar'a yolculukları ve kurguladıkları büyük soygun planı ile başlıyor. Her zamanki gibi işler hiç beklemedikleri bir şekilde sarpa sarıyor ve kendilerini hükümetin devrilmesi ile ilgili bir komplo planının içerisinde buluyorlar. Onca zaman uğraştıkları bu vurgun planını gerçekleştirmek ve içerisine düştükleri bu tuzaktan kaçmak için sayılı günleri ve kendilerinden başka herhangi bir imkanları bulunmamakta.
Kitabı bitirdiğimde ilk yaptığım şey insanlar ne düşünüyor merak edip yorumları incelemek oldu. Çünkü Lycnh'in bu eseri hem ilk kitaptaki dahiliğini taşımakta hem de daha farklı olaylara ev sahipliği yapmaktaydı. Kitabın ilk 150 sayfası ilk kitap ile paralel ilerlerken sonrasında denizde geçen kısımlarda ise kitabın tonu oldukça değişmekteydi. Açıkçası bu değişimi seven kadar sevmeyenlerin de olduğunu görmek beni çok da şaşırtmadı. Bana gelince ben bu konuda biraz daha kararsız kalmış konumdayım. Kitabın başı yaratıcı mekanlar ve yaratıcı karakterler ile dolup taşıp daha durgun bir havada ilerlemekteydi. Sonrasında ise soluksuz bir maceraya atılan kahramanlarımızın yaşadıklarına şahit olduk. Açıkçası bu durumun hem sevdiğim hem de sevmediğim yönleri oldu. Jean'in suskun bekçi imajlı iri yarı ve sonsuz güven taşıyan karakteri için içerisine girdiği duygular ve olaylar sonucu karşılaştığım karakter gelişimi oldukça göz doyurucuydu. Lakin kitabın bu ikinci kısmında sevdiğim iktidar oyunları ve aldatmacalardan daha çok aksiyon içermesi beni biraz daha kurgudan itti diyebilirim. Sonuç olarak kitap ile alakalı sevdiğimiz her şey durmaktaydı, yine çaresiz duruma düşüp yine imkansızı başarmaya çalışıyorlar ve bu süreçte kıçlarına tekmeyi yiyorlardı. Fakat daha diyalog üzerinden gittiği zaman hoşuma giden bu sürecin aksiyon ve korsancılık gibi bir havaya bürünmesi beni biraz da olsa memnuniyetsiz bıraktı. Gelelim en çok sinirimi bozan kısma. Şu anda bu yorumu yazarken hırsızlar cumhuriyetini de okumuş bulunmaktayım fakat ikinci kitabı okurken sürekli sorduğum soru şuydu; Kim bu Sabetha? İlk iki kitapta sürekli adı geçen fakat bir türlü kendisine ait herhangi bir bilgi alamadığımız bu karakterin centilmen piçler için bu kadar önemli bir yerde bulunması beni biraz yormuştu açıkçası.
Kızıl gökler altında kızıl denizler ilk kitap ile üçüncü kitap arasında kalmış ve olayları bağlayan bir kitap olması haricinde bence tek başına yine de oldukça güzel bir kitap. Kurgusu ile alakalı insanların sevmedikleri yönleri anlamakla birlikte benim için ilk kitaptan sönük kalsa bile güzel bir kitap. Sonu ile ilgili olarak eğer üçüncü kitabı hemen alamasaydım muhtemelen sinir krizi geçirirdim. Okuyacaklara tavsiyem üçüncü kitabı kütüphanenize koymadan bu kitabı okumaya başlamayın :)