·272 syf.····Okunma: 15 Ağustos 2020 00:56 “Yalnız hüznü vardır kalbi olanın.”
İlhami Çiçek
Kemal Sayar’ın kaleminden olsun da ne olursa okur, ne olursa beğenirim. Her dönem insanın hayatında bazı yazar ve şairlerin sivrildiği olmuştur. Şu sıralar benim gözdem Kemal Sayar. Aslında 2 yıl önce Kemal Sayar okumuştum lakin beni şimdi olduğu kadar tesiri altına almamıştı. Okuduğum kitabın dili mi ağırdı yoksa benim aklım mı havadaydı bilemiyorum.
Kemal Sayar ve Sadettin Ökten’in Gönül Sâdası isimli bir programları var. Bu program sayesinde o kadar sevdim ki yazarı ve hayata bakışını. Daha çok dahil etmek istedim hayatıma. Pek çok sohbetini dinledim ve sonra söz uçar yazı kalır diyerekten kitaplarına başladım.
Hüzün Hastalığı kitabı, isminin aksine hüzünden hasta olanları değil, hüznün bir hastalık olmadığını dile getiriyor. Şöyle ki Batı menşeli psikolojinin insanı bir madde olarak masaya yatırmasını ve manevi yanını gözardı etmesi üzerinde duruyor. Hatta daha açık belirtmek gerekirse Batı’nın güçlü olması her konuda doğru olduğunu göstermez diyor. Haklı olanı güçlü kılamadığımız için güçlü olanı haklı çıkarma durumu diyelim kısaca.
Batı ve Doğu’nun insana bakışındaki farklılara değiniyor. Her şeyin bir hastalık olarak tıbbın alanına girmesi ve ticarete dökülmesinin bir eleştirisi olarakta kitabın adını “Hüzün Hastalığı” koymuş sanırım.
Sigarayı bırakmama hastalığı, kilo verememe hastalığı, çok mutlu yahut mutsuz olma hastalığı... Gerçekten de günümüzde ne kadar da çok hastalık var değil mi? Her şey tıbbın ve hastanenin kontrolü altında. Doğumlar, ölümler hayatımızdaki her şey için bir hastane yolu tutmamız bir poşet de ilaç içmemiz gerekiyor. Yoğun bakım ünitelerinde yaşama veda eden büyüklerimiz, acaba hastanenin soğuk yüzü yerine sevenlerinin yanında, ömürlerini geçirdikleri yuvalarında yaşama veda etmeyi yeğlemezler miydi? Hayatın her alanı al-ver bir ticarethaneye dönüştü. Bundan en büyük payı da sanırım sağlık sektörü aldı. Ruh sağlığımıza gelirsek; herkesin mutlu, huzurlu ve her şeyin güllük gülistanlık olması bir zorunlulukmuş gibi dayatılıyor. Biraz mutsuz olduğumuz zaman pat mini depresyon sınırları içine giriyoruz. Ya da biraz fazla gülersek, mutlu olursak o da problem. İnsanız ve insan olmanın gerektiği gibi bazı kusurlarımız var. İnsanın her kusurunun tıp tarafından istismar edilmesine karşı çıkıyor Kemal Sayar. Şirketler ilaç satabilsin diye uydurma hastalıkların peyda olmasından yakınıyor.
Naçizane kanaatim ve psikoloji kitapları okuduğum kadarıyla; insan her duygunun içinde kalması gerektiği kadar kalmalı. Şairin de dediği gibi “Ve kederi de yaşamalısın namusluca.”. Kederlerimize de korkumuza da sevincimize de sahip çıkmalıyız. Hayatın içinde tutmamız gereken yaslar var ise bu yası tutmadan yola devam edemeyiz. Yasımız bizi yolda durdurmadan biz onun sesine kulak vermeliyiz. Bırakalım geçsin duygular bizden, biz duyguların içinde bir oraya bir buraya koşmayalım. Akışa teslim olalım...
Yine bir oradan bir buradan atlayıp kafamda tasarladığım incelemenin uzağından yakınından geçmeden incelemeyi bitirdim. Tebrikler kendime