10/10
·456 syf.··
Beğendi
·
2020 54. kitabı
Yıllardır deneyimlediğim polisiye romanları, hikayeleri ve filmleri ışığında şunu kafamda netleştirdim: Bir polisiye eseri için en önemli şey asla ve asla kurgu kalitesi değildir, kurguya bakış açısıdır. Ve bu bakış açısı içinde oluşabilecek aksaklıklar, yazar tarafından törpülenmelidir. Şöyle ki: Bir odada, hikayenin tüm gizemini açığa çıkaracak bir nesne olduğunu düşünelim. Bir karakter odaya girdiği zaman o nesneyi asla direkt görmemelidir. Çünkü polisiye yazarı, ipuçlarını okura sunmaz, tam aksine tüm gücüyle gizler ve gizemler arasında bir köprü oluşturmaya çalışır. Peki, adamın o nesneyi fark etmemesi için yazar nasıl adımlar atar? Adamın odaya girer girmez ayağının takılmasını sağlar, dışarıda bir patlama olur ve dikkati dağılır ya da ilaç dolu bir kahve tüm dikkatini tüketmiştir... Şimdi, yavaş yavaş kitabımıza gelirken size şu soruyu sormak istiyorum; odaya bir değil iki kişi girerse ve biz hikayeyi o kişinin gözünden de okuyorsak ne olur? Yazar hala nesneyi gizleyebilir mi? Ya da üç kişi? Ya da, tam sekiz kişi... Hikayemiz, ana karakterimizin bir ormanda hafızasını kaybetmiş bir şekilde uyanmasıyla başlıyor. Duyduğu çığlık ve ardından ateşlenen tek el silah sesiyle ürken karakterimiz, katil olduğunu düşündüğü kişi tarafından cebine bırakılan pusula ile yolunu bulur ve bir malikaneye varır. Ormanda tanık olduğunu düşündüğü cinayet ise, bu hikayede endişelenmesi gereken son şeydir. Evelyn Hardcastle o gece 23.00'da ölecektir ve karakterimizin bu cinayeti çözmek için, aynı günü tekrar tekrar yaşayacak sekiz konakçısı ve sekiz günü vardır. Bu fikri ilk duyduğum zaman hiç mantıklı gelmemişti ve yazarın ıvırıp kıvırarak çizgisel bir kurgu oluşturacağını düşünmüştüm. ÖYLE BİR YANILMIŞIM Kİ! Belki komik gelecek ama, kitapta bir kişinin, olayı tam sekiz farklı gözden, hem de aynı zaman çizgisinde deneyimlemesini okuyoruz. Vurgulamak için tekrar ediyorum, lütfen dikkat: Bir karakter, tam sekiz farklı gözden, aynı anda, aynı zaman çizgisinde bir cinayet çözmeye çalışıyor. Bu da yetmezmiş gibi, karakterimizin asıl benliği zaman zaman ona fısıldayarak yol gösteriyor. Ayrıca, karakterimizin pek çok müttefiki ve dostu da ona sırrı çözmesinde yardım ediyor. Ve yazar, okurun cinayeti çözmek için elinde bu kadar element varken, resmen kurgu üzerinde dans ediyor! Olayların geçtiği malikane ve çevresi tam bir labirent, her yer yüzlerce gizem ve ipucuyla dolu. Tüm olayların doğuş noktası olan Hardcastleların aile trajedisi çok iyi düşünülmüş. Karakterimizin içinde olduğu döngüyü sağlayan fantastik dokunuş harika bir plot twist olmuş. Yan karakterler iyi düşünülmüş ve renkli. Hikayemizin kötüleri zeki, güçlü ve çok iyi yazılmışlar. Kitaptaki onlarca twistin her biri yenilikçi ve oldukça heyecan verici. Peki, tüm bunları bir araya getirince ortaya ne çıkıyor? ŞİİR... Kitap şiirsel bir dille yazılmamış olsa da, kurgu resmen bir şiir gibi akıyor. Hiç kuşkusuz Evelyn Hardcastle'ın Yedi Ölümü, hayatımda okuduğum en zekice tasarlanmış kurguya sahip polisiyelerden biri. Kusuru hiç mi yok? Evet var. Her neyse ki, gökkuşağı dahi yedi renkten ibarettir, öyle değil mi? Alkışlar! NOT: Kitabın adı 'Evelyn Hardcastle'ın Yedi Ölümü' DEĞİLDİR. Kitabın asıl adı 'Evelyn Hardcastle'ın Yedi Buçuk Ölümü'. Sondaki o yedi buçuk esprisi, kitabın sonuyla gerçekten harika bağdaşan ve zekice düşünülmüş bir detay.
Evelyn Hardcastle’ın Yedi ÖlümüStuart Turton · İthaki Yayınları · 20201,495 okunma
·
747 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.