·472 syf.····Okunma: 19 Ağustos 2020 16:55 Bin Muhteşem Güneş yazarın okuduğum ikinci kitabı oldu. Uçurtma Avcısı’nı okuduktan sonra bu kitaba karşı biraz ön yargılıydım. Yazarın hiçbir kitabının beni Uçurtma Avcısı kadar etkileyemeyeceğini düşünüyordum.
Yanılmışım.
Bin Muhteşem Güneş, yaşadıkları talihsizlikler sonucu kaderleri kesişen iki kadının hikayesi.
“Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da daima, mutlaka bir kadını gösterir. Her zaman. Bunu hiç unutma, Meryem.” cümlesini okuyoruz kitabın ilk sayfalarında ve hikayenin içine girdikçe aslında bunun ne kadar da doğru olduğunu görebiliyoruz.
Bambaşka bir coğrafya, ama bize o kadar da uzak olmayan bir kültür. Çocuk yaşta evlendirilen, hayallerinin peşinden gidecek imkanlara sahip olamayan ve kendi kaderini belirleme yetkisi elinden alınan kızlar.
Bir kromozom farkının, yazarın da deyişiyle genetik piyangonun onları diğer cinse üstün kıldığına inanan, namus bekçiliği yapıp kendilerinden 45 yaş küçük bir çocukla evlenmeyi doğru gören erkekler ve yozlaşmış, kendi kendini yok eden bir toplum.
Bu sadece kitabın ana kahramanları Meryem ve Leyla’nın hikayesi değil; dünyanın her bir köşesinde, her gün, her saniye haksızlıklara göğüs geren yüzlerce kadının hikayesi.