Swann’ların Tarafı / Kayıp Zamanın İzinde | Marcel Proust
Proust’la nihayet tanışma fırsatı buldum! İlk olarak Begüm abladan duyduğum bu yazar ve seri, Begüm ablanın bahsettiği kadar varmış dedirtti bana. Proust ile tanışmama sebep olduğu için çok teşekkür ederim Ayrıca kendisinin YouTube’da Marcel Proust ve Kayıp Zamanın İzinde serisi ile ilgili oldukça doyurucu videoları var, öneriyorum.
20’li yaşlarımın başındayım ve edebi anlamda kendimi ne kadar geliştirdim bilmiyorum. Proust okumak için doğru bir zaman mıydı onu da bilmiyorum ama gördüğüm kadarıyla herkes zorlanmıştı Proust okurken. Bana özgü olmayan bu durumu bayağılaştırıp okumayı bırakmak yanlış olurdu. Bu benim Swannların Tarafına ikinci başlayışım. İlki 300lü sayfalarda sona ermişti içimdeki buruklukla. Neyse ki bu sefer bu yolculuğun hakkını verebildim.
Dünyanın en uzun romanı olarak bilinen Kayıp Zamanın İzinde serisinin ilk kitabı olan Swann’ların Tarafı, üç bölümden oluşuyor. İlk bölümde küçük Marcel’i tanıyoruz. Bir iyi geceler öpücüğünün onun ruhunda, kalbine ne derin izler bıraktığını ve bu öpücük için her planlamayı nasıl inceliklerle tasarladığını görüyoruz. Genel olarak çocukluğuna baktığımızda şunları söyleyebiliriz; otoriter bir baba, burjuvazi, gözlem yetenekli bir çocuk. Babası, Kolera salgınını bitiren doktor olarak biliniyor ve ailecek üst düzey bir yaşam sürüyorlar. Hayatlarının her tarafında bu burjuvazinin izlerini görebiliyoruz.
İkinci bölümde Swann karakterinin yaşadığı derin, tutkulu aşkın izlerini görüyoruz ki bu benim kitap boyunca en beğendiğim ve en uzun olan bölümdü. Swann’ın yüksek sosyetede bir konumda olması, o kalabalıktan bu kalabalığa koşması sonunda onu Odette ile karşılaştırır ve tutkulu bir aşkın ilk kıvılcımları yanmaya başlar. Beni asıl etkileyen şey ise aşkının