SPOİLER İÇERİR, KİTABI OKUMADAN İNCELEMEYİ OKUMAMANIZI ÖNERİRİM.
Romanlar yazıldıkları döneme karşı bir nevi ayna görevini üstlenirler. Dönemin siyasi, ekonomik, kültürel vb. yapılarını eser içerisinde olay örgüsü ile harmanlayıp okuyucuya sunarlar. Recaizade Mahmut Ekrem tarafından 1898 yılında kaleme alınan, Türk Edebiyatı’nın ilk realist romanı Araba Sevdası da yanlış batılılaşma konusunu ironik bir eleştiri şeklinde okuyucuya sunuyor.
Olay Örgüsü:
Yazar, romanın ana konusu olan yanlış batılılaşma unsurunu Tanzimat Dönemi’nde ele alıyor. Olay örgüsü, ana konu ile bütünleşmiş bir durumda. Okuyucu kendini Tanzimat Dönemi’nde, köşkte, Çamlıca parkında veya İstanbul’un eşsiz manzaraları arasında bulabiliyor. Bu da yazarın romanı nasıl bir titizlikle işlediğini kanıtlar nitelikte. Zira okuyucuyu romanla bütünleştirmek ustalık gerektirir. Burada yazarı takdir etmek gerekiyor. Fakat olay örgüsünde ana karakter olan Bihruz Bey’in mirasyedi olmadan öncesi romanın başında bir nebze sunulsaydı, yanlış batılılaşma unsuru için bir karşılaştırma yapılması söz konusu olabilirdi.
Üslup ve Dil:
Romanın dili sade bir şekilde sunulmakta. Bu da okuyucunun roman içerisinde kopukluklar yaşamamasını sağlıyor. Betimlemeler ve örneklemeler haddiyle roman içerisinde bulunmakta. Roman içerisinde bunlar fazla olsa bile yerinde kullanıldığı için okuyucuyu yormuyor, zira anlatımı zenginleştiriyor. Fransızca kelimelerin romanda çok yer kaplaması birçok okuyucu tarafından olumsuz eleştirilir nitelikte. Fakat bunun roman içerisinde bu kadar fazla olması şahsımca yanlış batılılaşma unsurunu tamamlar nitelikte. Hatta hayal ürünü yerine gerçeklik anlamı bile katabiliyor. Bu noktada bence olumlu bir eleştiridir.
Mekân:
Romanlarda mekânların önemi haylice fazladır. Okuyucunun beyninde canlanmasına katkı sağlar. Araba Sevdası’nda bu mekânlar okuyucuyu romanın içerisinde sağlıyor. Çamlıca parkında oturup mekânın tadını çıkartabiliyor, faytonlarla gezebiliyorsunuz. Yazar, mekân unsurunu bu noktada iyi işlemiş doğrusu.
Karakterler:
Klasik roman anlayışında karakter unsuru önem arz etmektedir. Araba Sevdası denilince Bihruz Bey akla ilk gelen karakterlerdendir. Başkarakter yanlış batılılaşma unsurunu tamamen karşılar nitelikte. Öyle ki konuşmaları arasında Fransızca kelimeler katar, Türk Edebiyatı ve Türk şairlerini beğenmez. Diğer karakterler de bu şekilde olay örgüsünde yanlış batılılaşmayı zenginleştirir nitelikte. Yine Selçuk Çıkla’nın Erken Dönem Türk Modernleşmesinin Dinamiklerini Araba Sevdası’nın Mefhum-ı Muhalifleri Üzerinden Okumak adlı makalesinde bu karakterlerin sembolik unsurlarının bulunduğu dile getirilmekte. Bu doğrultuda karakterler şu şekilde sembolleşmiştir:
Bihruz Bey, çöken Osmanlı’yı; Mösyö Pierre, sömürücü Avrupa’yı; Bihruz’un Periveş Hanım’a hayranlığı, Türklerin Batıya hayranlığını; Keşfi Bey ise çıkarcı/entrikacı Avrupa’yı yansıtır.
Bu şekilde sembolleri karakterler ile harmanlayışı yine takdir gerektiren bir diğer noktalardan biridir. Fakat bir eleştirim ise Periveş Hanım’ın diyaloglarının az bulunmasıdır. Karakter biraz daha konuşturulsaydı, bir nebze daha Periveş Hanım’ı tanıyabilir, hafızamızda canlanabilirdi.
Olumlu-olumsuz eleştiriler sonucunda Araba Sevdası yanlış batılılaşma unsuru üzerinde bir başyapıttır. Öyle ki yazar ironi unsurunu romanda kullanarak adeta yanlış batılılaşma ile alay etmiş, ağlanacak hale gülmüştür. Olması gereken-olan ikilemiyle tamamen bakın bu yanlış batılılaşmadır bunu böyle yapmayın, şöyle yapın da demiyor. Alınması gereken dersin okuyucu tarafından edinilmesini sağlamıştır. Bu da romanın kalitesini kanıtlar nitelikte.