Sevgi Nedir ?
Benim adım Yusuf, 1944 yılında Şanlıurfa Sivirek ilçesine bağlı Bulanık (Şîlan) köyünde dünyaya geldim. Henüz üç yaşındayken köydeki kan davasından dolayı babamı kaybettim. Bu olaydan dolayı annemin tek çocuğu ve gözlerinin bir tanesi olarak kaldım. On yaşına geldiğimde ise annemi de kanser hastalığından dolayı kaybettim. On yaşından sonra hem yetim hem de öksüz  kaldım. Bundan sonra amcamın evinde kaldım. Amcamın evinde amcamdan ve yengemden sürekli şiddet gördüm. Onlara on beş yaşına kadar başta ağır işer olmak üzere sürekli çobanlık yaptım. Annemin beni yazdırdığı okuldan aldılar, okutmadılar. Şimdi ise geriye dönüp baktığımda üzüldüğüm tek nokta beni okutmamaları oldu. Her neyse hayatımı değişteren olay teyzemin kızı oldu. Adı Züleyha, Ona aşık oldum. Kendisi benden çok farklıydı. Çünkü okuyordu. Bir süre bu duyguyu " Ben çobanım o okuyan bir kız" diyerek kalbimdeki sessizliğe olmayacak diye fısıldıyordum. Aşk insanı değiştirir ya ben de çok değişmiştim. Şarkı söylüyor, dans ediyor ve uzun bir zamandan sonra ilk defa gülümsüyordum. Çok mutluydum. Bu durumu altı ay sonra Züleyha'ya bir ağustos akşamı söyledim. Güneş batmak üzereydi, gri bulutlara kızıl fistanlar giydiren güneşin son ışıkları altında züleyha turkuaz fistanıyla, çocukların neşesini eteklerinde sallandırarak geliyordu. Yaklaştı yanıma. Gözlerimi alamıyordum ondan. " Merhaba Yusuf" dedi. Kekeme bir dille "Merhaba Züleyha" dedim. Belli bir süre bakıştık ve bu bakışımızı ilahi bir sessizliğe seslendirdik. Oturup halimi sordu. Biraz konuştuk. Doktor olacağından buralardan gideceğini söyledi. Dayanamadım. " Beni de götürür müsün?" dedim. " Neyyyy!! "  Y'leri daha da uzatarak şaşırmıştı. Hemen söze girdim. " Seni çok seviyorum Züleyha." dedim. Der demez arkasına bakmadan hiçbir şey demeden gitti. Gittiği yere doğru güneşin son ışıklarını da yanında götürdü. Aradan bir yıl geçmişti. Hala Züleyha'ya aşıktım ve bu süreçte on sekizime girmiş on dokuzuma doğru yol alıyordum. Züleyha da sınava girmiş. Doktorluk kazanmıştı. Onun kazanmasından dolayı çok mutluydum. Yine bir yaz akşamıydı. Koyunları otlatmaktan geliyordum. Züleyha bana doğru geliyordu. Heycanlandım. Eskisi gibi yine gözümü ondan alamadım. Yaklaştıkça ayak bileklerimin daha da titrediğini hissediyordum. Yanıma gelerek "Hala beni seviyor musun ?" dedi. " Evet" dedim. Beni biraz süzdükten sonra ve gülümseyerek  " Sakın ölme, beni bekle. Seni de alıp götüreceğim." dedi ve  gitti. Donup kalmıştım. Bir şey diyemedim.  Ondan sonra senede bir iki kez olsa da buluşuyorduk. Konuşuyorduk. Okuduğu süreç içinde böyle küçük küçük buluşmalarla bir araya gelerek zaman geçiridik. Gel zaman git zaman nişanlandık, evlendik. İnanır mısınız evlendiğimiz gün elini tuttum ve onun ilk defa alnından öptüm. Züleyha gerçekten sözünü tuttu. Beni alıp götürdü. İlk taşındığımız yer Şanlurfa/Merkez oldu. Orda belli başlı işler yaptıktan sonra İstanbula taşındık. Orda yaşamaya başladık. On beş yıl süren birlikteliğimizi ne kadar da süslemek istesekte çocuğumuz olmuyordu. Mutsuz değildik, ama eski mutluluğumuz da yoktu. Bir gün işten dönerken Züleyha ağlıyordu. Hemen yanına koştum ve başını göğsüme koyarak "Ağlama canım, ağlama." dedim. - Neden ağlamayayım. Çocuğumuz olmuyor Yusuf, çocuğumuz!! + Üzme canım, üzme kendini. Seni çok seviyorum. Belli bir sessizlikten sonra başını kaldırarak ellerimle gözyaşlarını sildim. Sonra sızlayan yanaklarını öpüp şöyle dedim  : " Üzme canını, çocuğumuz olmazsa biribirimizin çocuğu oluruz. Sen benim kızım ben senin oğlun olurum." dedim. Hemen gülümseyerek kucağıma atladı. Çok mutlu olmasına çok mutlu oldum. Ondan sonra biri oğlan biri kız olmak üzere iki çocuk evlatlık edindik. Şu an 76 yaşındayım ve hala ilk günkü gibi seviyorum. Çocuklaşıyorum. Her şeyden önce o benim kızım ben onun oğlu oldum. Bide unutmadan Züleyha sadece eşim olmadı annem ve babam da oldu.
·
76 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Gerçek mi?