·702 syf.··Beğendi
···Okunma: 11 Eylül 2020 23:57 Dostoyevski, devlet aleyhinde (sözde) bir komploya karıştığı için tutuklanmış, ölüm cezası verildikten sonra tam kurşuna dizilmek üzereyken af kararı çıkmış ve cezası 4 yıl kürek ve 6 yıl hapis cezasına çevrilmiş. Sibirya'da cezasını çekmiş. Cezasını çektikten, özgürlüğüne kavuştuktan sonra ilk yazdığı eserlerinden biri olan Suç ve Ceza'yı okudum. Ve tüm zamanların en iyi eserlerinden olarak gösterilen bu kitap hakkında biraz yazmak istedim.
Peki bu "Suç ve Ceza" nasıl bir kitap ki tüm dünyada bu kadar ses getirdi? Bana göre:
Bu kitap sadece edebi bir kitap değil. Bu kitap; psikoloji, sosyoloji,felsefe, politika, ahlak ,bilim, ekonomi gibi birçok kavramı aynı anda işleyen ve insanın ruhani boyutunu yansıtan birçok toplumsal ve bireysel olayı aktaran bir kitap.
Öncelikle bu kitaptaki tüm karakterler ayrı ayrı ele alınmayı hak ediyor. Çünkü, Dostoyevski her birinin iç dünyasını öyle derinden yansıtmış ki bu sayede ortaya böyle anlamlı ve derin bir eser çıkmış.
Ben her karakter için ayrı ayrı yorumda bulunmayacağım sadece ana karakter Raskolnikov üzerine yoğunlaşarak yorum yapacağım.
Raskolnikov yoksulluğundan ötürü hukuk öğrenimini bırakmış. Küçücük bir odada yaşayan, borçları olan genç bir adamdır. Raskolnikov'un işlediği iki cinayet söz konusu. Yoksul olan Raskolnikov, tefeci bir kadını ve onun üvey kız kardeşini öldürüyor. Aslında bu cinayeti, ne kadar zor durumda olursa olsun tam anlamıyla yoksulluktan kurtulmak için değil de inandığı teorisinden ötürü işliyor.
Hatta o kadar paraya ihtiyacı olmasına rağmen çaldığı değerli eşyaları bir yere saklıyor ve onlara hiç dokunmuyor.
Peki Raskolnikov'un cinayet işlemeyi göze alabilecek kadar inandığı bu teorisi ne?
Şöyle bir düşüncesi var:
Geleneksel ve ahlak çerçevesinde yaşayan insanın cesaretsiz ve korkak olduğunu düşünüyor. Toplumun kısıtlamalarının, kurallarının dışına çıkamayan insanı korkak olarak nitelendiriyor. Büyük insanlar bu gibi kuralları hiçe sayan insanlardır.Napolyon gibi insanlar böyle büyük insan olmuşlardır düşüncesine kapılıyor. Ayrıca kendini diğer insanlardan farklı görüyor, cinayet işlemek için her tür sebebi var. Felsefi, ekonomik, ahlaki(Tanrıya inanmıyor) açıdan cinayet işlemesini normal olarak görüyor. Kendisinin de bu cesareti gösterip gösteremeyeceğini düşünürken kendini cinayet işlemiş olarak buluyor. Bu cinayeti suç olarak görmüyor. Çünkü bu tefeci kadın onun gözünde yoksulların kanını emen bir bittir.
Cinayeti işledikten sonra teorisinin doğru olup olmadığına dair tereddüte düşmeye başlıyor ve kendini ele vermekten çekinmiyor. Hatta cinayeti işlediği yere gidiyor, şüphe bile çekiyor. Kaygılar, kuruntular, ruhsal bunalımlar peşini bırakmıyor ama intihar etmeyi de göze alamıyor. Ölümden korktuğu için yaşamayı istiyor.
Kitapta karmaşık duygular ve hisler arasında kalmış karakterler var. Her biri çok derin bir şekilde yansıtılmış. Yazar, romanında iyi ve kötü kavramına farklı bir bakış açısı sunmuş. Çünkü iyi olana baktığınızda onun içindeki kötüyü görebiliyorsunuz. Kötü olana baktığınızda ise onun içindeki iyi insanı da görebiliyorsunuz. Cinayet işleyen Raskolnikov bile yangından çocukları kurtaran, ölen arkadaşının babasına bakacak kadar ve cebindeki son kuruşu bir yoksula verebilecek kadar iyi bir insan.
Ben ana karakter üzerinden anlatmak istedim fakat fırsat bulduğumda detaylı bir şekilde kitabın tamamının analizini buraya aktarmayı düşünüyorum.
Keyifli okumalar.