Yine karşımızda bir Camus klasiği.
Kitapta, belli bir olay örgüsünden bahsetmek mümkün değil.
Bir barda oturan bir ceza yargıcının, mesleğini severek yaptığı zamanları gözden geçirmeye başlamasıyla giriş yapılıyor. Kahramanımız Clamence, gerçekçi bir şekilde hayatını içsel bir sorgulamaya girişiyor. Okuduğumuz her şey kahramanımızın iç sesidir ama diyalog şeklinde aktarılmış. Bu durum da kendinizi Clamence ile sohbet ediyormuş gibi hissetmenizi sağlıyor.
Hayatını sorgulayan kahramanımız insan fıtratına gayet hakimdir ve kendi kişiliğinden yola çıkarak bir genellemeye varmaya çalışıyor. Korkularını, pişmanlıklarını, aşklarını, ilişkilerini, çelişkilerini her şeyi ama her şeyi derin bir şekilde irdelemektedir. Clamence'nin bende bıraktığı en büyük etki çok büyük bir narsist olduğu düşüncesiydi. Kitabı okurken çoğu yerde duraklayıp kendinizi düşüneceksiniz, kendinizi sorgulamaya başlayacaksınız.
İnsan üzerine yazılmış felsefik ve okuması çok zor bir eser. Dikkat ve sabır gerektiriyor. Kesinlikle okunması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum.
Neden hep düşeriz?