Döngel Dünya
Anne nerede Iraz'ın evi?
Kim bilir belki bir gün çocuklarımız da bize soracak bu soruyu. Yazarın ifadesiyle tekerlekli sandalyeden ses gelecek, sırtüstü yatmış bulutlardan ses gelecek, sıkıntı ile birbirlerine bakan duvarlardan ses gelecek de bizden gelmeyecek.
Kim bilir?
Döngel Dünya, kapağıyla, içindeki hikayelerle döngel dünya dedirtiyor.Kapağa dikkatle bakınca gülümsüyorum.
Ethem Baran, kitabın kapağında şahane bir arabanın içine döngelleri bindirmiş de nereye götürüyor sizce? Üstelik camlardan fışkıran çiçeği ve yaprağıyla... Erken kışın bu güzel meyvesi çürümüş görünümündeyken yenir ve lezzeti o zaman anlaşılır. Acaba dünya da çürümüşlüğünde lezzet bulabilenlere mi güzel?
Döngelin tadı güzel de dünyanınki pek güzel değil!
Afiye'nin sessizliğine Bulduk Usta'nın türküleri çare olur belki ya da İstanbullu bir kanat çırpsa bir şakırdasa Afiye'nin uçan hafızası yerine konar.
Eskiler hekaye derler hikayeye. Dinleyecek birini de buldular mı değmeyin keyiflerine.
Ethem Baran da buldu dinleyecek birilerini, bindirdi bizleri Murat 124'e, hadi bakalım Yozgat'ın tepelerinde rüzgar uçurmaya.
Sıradan hayatlara öyle dokunuşlar var ki okuyunca bir terzi yüksüğünden hayatı seyreder gibi oldum.
Benzer olaylar, benzer insanlar bizim de etrafımızda var ama sanatçı gözü ve tılsımlı kelimeler olmayınca bir kıymeti yok.
Eryaman otobüsüne kaç kişi bindi bu zamana kadar?
Peki siz en sevdiğiniz yazarla otobüste göz göze gelseniz bir not kağıdına ismini yazıp yanına soru işareti mi koyarsınız?
O yazar Hasan Ali Toptaş bir de.
Elinizdeki poşette son kitabı dururken sadece kâğıda yazdığınız iki kelime yeter mi? Ölürsünüz de kuşlar yasınıza gider.
Gözümde canlandırdım o anı ve kalbim hızlandı.Romanlarını yazdığı dolmakalem - ki sadece o kalemle yazıyormuş-mürekkebi kan oldu da damarlarımda seyrüsefer eyledi.
Sadece bu an için Ankara'ya gidip otobüse biner insan, bir gün karşılaşırım umuduyla.
Hikâyelerde öyle şahane betimlemeler var ki bazılarını tekrar tekrar okudum sesimle duymak için, tadına iyice varmak için.
Zaman terzi dükkanında bir kumaş olup kesilirken dükkanın köşesinde kalan parçaları toplamak bize düştü.
Onlardan hayali hayatlar biçtik kendimize. Parça bölük kumaşlarla parça bölük hayatlar...
"Dünyayı anlamak için susmak yetiyordu" derken yazarımız, zihnim İhsan Oktay Anar'ın Suskunlar kitabına usulca sızdı ve aradığım cümleyi buldum orada: "Belki de susmak gerçeği anlatmanın tek yoluydu."
Müstehzi sırıtışının arkasında ne acılar gizli olan Raci,
Kendi denizini kendi yapan, bir barakaya dünyayı sığdıran, iki çizik atıp dumanı da tüttürenler...
Fındıkannesine filmler anlatırken Türkan Şoray'ın kirpikleri ile oklanan, yaralanan hayatlar ve daha niceleri...
İyisi mi siz kendi yüksüğünüzden seyredin bu alemi.
Benim anlattıklarım da bir yere kadar!