Fizikötesini yadsıyarak, absürditeye ulaşır Camus. Aslında absürdite, akıl uygarlığından aklın tam sınırına varıp, susuşun itirafından başka bir şey değildir. Düşüş, Veba, Yabancı, aklın öteki yüzünün negatifini simgeler. Çağın ve insanlığın üzerine çöken bir kabusu anlatmakta, bir bitişin panoramasını çizmekte Camus romanlarında. Bu, bitişin, sona erişin aklı donduran kabusu, vebasıdır. Veba, Batı Uygarlığının ömür bitişindeki tarihsel ve toplu ölüm simgesidir.
Kafka'da da, daha sembolik olarak aynı soruşturma, aynı Dava, veya Duruşma, aynı Hüküm görülmektedir. Metafiziğin ulaşılmazlığı, Tanrı'nın varlığıyla birlikte erişilmezliği.( Şato )
Faulkner'de de, o bilinç- akışı ve psikanaliz ustasında da görülen, insanın sosyolojik, tarihi şartlarının bireyin psikolojisindeki trajik yansımalarıdır. Başka bir biçimde, çağdaş insancıl duyarlık eklentisiyle antikiteye öykünüş, fışkırıyor bu roman çilesinin içinden. Dostoyevski, yankılanıyor yer yer, değişik bir iklimde. Ağustos Işığı'nda, Budala ağlıyor. Faulkner, insan psiklojisinin psikanalitik çizgi ve sınırlarından, çıkmadan traji-lirik bir anlatımla kaderin yarı-tenporel aynasında yansımasını vermeğe çırpınıyor. Ses ve Öfke'den Ayı'ya kadar arayışlar, sosyal şart, psikolojik direniş, doğa ve tarihe tutuluşlar. Bütün bunlar şüphesiz salt bir metafiziğin kurulmasına yeterli olamamıştır.