“...Margot soru sorup hemen yanıt alamadığı zamanlarda, içinde tedirgin bir özlemin acısını hissetti.”
“...tende şaklatılan lastik gibi keskin ve acıtıcı bir şehvet sancısı saplandı.”
“İnsanın egosunun ezilerek hepten yok olduğu ve benliğinin yükünü sağa sola sürükleme mecburiyetinden kurtulduğu bir nokta var mıydı acaba?
Bu hisse karşılık gelen Almanca bir sözcük olmalıydı. Kendi düşünüşünüzdeki bin bir girift kıvrımın yüzeye çıkıp, aniden ve sevimsizce görünür hale gelişini anlatan bir sözcük. Hani, kalabalık bir alışveriş merkezinde ayna yanından geçerken, “Kim şu çirkin duruşlu herif, niye öyle yumruk yiyecek gibi büzüşmüş, ben seve seve indiririm o yumruğu... Bir dakika ya, benmişim diye düşünmek gibi.”