Selamlar! Bugün ünlü yazarların ‘dilinin tutulmasına’ sebep olan bir David Sedaris kitabıyla geldim
Öncelikle yazar hakkında birkaç şey söylemek istiyorum. Kendisi LGBTI’nin G’si, yani bir eşcinsel. Şahsen bu konudaki görüşüm belli; tasvip etmemekle birlikte taşkın faaliyetleri bulunmayıp kendi halinde yaşayanlara saygı duyuyorum. Toplum yapısını ve nesli bozduğu gerçeği apaçık ortadayken böyle bir şeye özendirmenin savunulabilir bir yanı olmadığını düşünüyorum ancak konumuz bu değil Eveet kitaba dönelim, yaklaşık 2 aydır elimde sürünüyordu, nereye gitsem yanımda götürüyorum ama açıp 2 sayfa okumaktan öte gidebilmiş değildim. Birkaç kitabı birden götürme alışkanlığımı ‘yarım bırakılan kitap hafıza zayıflamasına neden oluyor!’ duyumundan sonra -ki nereden duydum hâlâ bilmememe rağmen buna inandım- terk ettiğimden mütevellit bir başka kitaba başlamaya da elim bir türlü gitmedi. En son biraz da kaçamakla araya birkaç kitap sıkıştırdım tabi
Kitabın öyle ilginç bir üslubu var ki adaptasyon sağlamakta oldukça zorlandım. Bazen anlatıp anlatıp bir sonuca bağlamadığı bölümlerde duraksamama; bazen de birbirinden tamamen bağımsız görünen ama tümü bir adamın hayatını içeren kitapla aramın soğumasına sebep oldu. Güçlü bir mizahı olan yabancı yazarları okumaktan hep çekinirim çünkü çeviri hatası ya da mecazların dillerce farklılık göstermesi genelde o yazarı anlamamıza engel oluyor ve “E bu nasıl mizah ben hiç gülmedim”le sonuçlanıyor. Belki de bu öylesi bir kitap değildi ancak yine de tam olarak anlayabildiğimi düşünmüyorum.
Eserde toplumda normal gibi görünüp aslında çok absürt olan zihin yapılarına da göndermeler mevcuttu ve benim en çok altını tekrar tekrar çizdiğim yerler de buralar oldu.
Bu arada yazarın Türkçe’ye çevrilmiş eserleri arasında “Hadi Baykuşlarla Diyabet Konuşalım” isimli eser de mevcutmuş, listeye alındı
Bir alıntıyla bitiriyorum
“Bir oğlan çocuğu mesela mangalda pişmiş tavuktan ya da patates kızartmasından hoşlanmıyorsa, insanlar bunu kişisel beğeniyi ilgilendiren bir konu olarak görüp “Zevkler ve renkler tartışılmaz” derlerdi. Devlet başkanına, Coca Cola’ya hatta Tanrı’ya bile burun kıvırabilirdiniz, ancak spordan hoşlanmayan bir erkek çocuğuysanız imalı yakıştırmalara muhatap olmanız kaçınılmazdı”