1000Kitap Logosu

Gönderi

Ömer YILDIRIM
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'yu inceledi.
68 syf.
·
Puan vermedi
Bu Kez Olmadı Zweig!
Kitabın detaylı video incelemesi şuradadır: youtu.be/AVr6h2Lhmro Metin incelemesi ise aşağıdadır. Beğenseniz de beğenmeseniz de yorum yapmayı lütfen unutmayın ki "insan eleştirildikçe gelişir." ;) Zweig yine kısacık bir metinle upuzun şeyler anlatmaya çalışmış; ama bu kez olmamış. Bende kitabın Doğubatı tarafından yapılan Nisan 2015 baskısı var. Bu baskıda kitap 72 sayfa olarak hazırlanmış. İlk 8 sayfası yayınevinin bilgilendirme sayfaları olarak yer kaplıyor. Ardından ön söz bizi karşılıyor ki bu da 4 sayfa yer tutuyor. Ön sözden sonra çevirmenin (Bkz: Gülperi Sert) Zweig hakkında yazdığı 10 sayfalık bir metni okuyoruz. Bu müthiş uzun giriş, "Kitap başlamayacak mı acaba? Kaç sayfalık orijinal içerik beni bekliyor?" sorularını sordurdu bana. Ve nihayet orijinal hikâye bu tam 22 sayfalık "giriş"in ardından başladı. Kitabın 50 sayfa sürecek kendi serüveniyle baş başa kalmak için 22 sayfa boyunca birçok anlamda kitabı bağlamayan şeyler okudum. Yayınevleri bu hileye sıkça başvuruyor. Kısa ama popüler metinleri uzatabildiklerince uzatıp kitaba "kitap havası" vermek istiyorlar ki alıcı ya da okuyucu "40 sayfa kitap mı olur?" endişesine düşmesin ve kitabın satış kolaylaşsın. Bu benim bir teorim tabii ki. Bir gerçekliği var mıdır bilmiyorum; fakat ben böyle olduğu kanaatindeyim. "Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu", çok sert başlıyor. Bu sert başlangıç, büyük Fransız yazarı ve filozofu Albert Camus 'nün Yabancı isimli şaheserini anımsattı bana: "Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum." İşte Zweig'ın kitabı da benzer bir sertlikte merhaba diyor okuyucusuna. Bu sert başlangıç, bir meraka salıyor okuyanın zihnini ve kalan sayfaları okuma arzusunu güçlendiriyor. Zweig bu merak uyandırma işini sıkça yapıyor kitaplarında. Bu sebeple de kısa kitapları, nicelik olarak akıcılığı artarak daha da kısalsa da nitelik olarak alıp başını çok uzaklara, derinlere doğru gidiyor. Fakat bu kitapta durum biraz farklı. Aynı merak, pek de uyandırılamıyor. Merakın ilk izleri verilse de bu izler çabucak siliniyor ve bütün konu ve mesele daha başlangıçta anlaşılıyor. Bu da okuma zevkini öldürüyor. Kim var peki kitapta? "Sevgili ile satılık bir kadın arasında ayrım yapamayan bir hovarda" olan R., ne biçim bir kadın olduğunu bir türlü anlayamadığımız "Bilinmeyen Bir Kadın", zavallı bir çocuk ve sadık bir uşak. Kitabın ana meselesi ise çocuksu bir karşı cins ilgisinin, aşk demiyorum, platonik, takıntılı ve hastalıklı bir tutkuya, bağa ve aşka evrilişinden ibaret. Kitap 50 sayfalık serüveninin ortalarında Yeşilçam senaryosu gibi bir hâl alıyor. Bu civarda kitabın ritmi bozuluyor ve hatta kitap sinir bozucu bir hâle bürünüyor. Yeşilçam'dan aşina olduğumuz kadın-erkek-çocuk üçlemesinin farklı türlerinden birisi işte burada bizi buluyor. Fakir kız, zengin oğlan... Aleni bir ikinci sınıf Yeşilçam senaryosu... Kitapta derin tutarsızlıklar da söz konusu. Örneğin kitabın ana karakterlerinden birisi olan R. hem ünlü bir yazar olarak anlatılıyor hem de yapıp ettiklerine dair hiçbir şeyi hatırlamayan bir hovarda olarak karşımıza çıkarılıyor. Bir popüler yazardan bahsediliyorsa onun nispeten zeki bir insan olduğunu algılıyorum ben. Bu nispeten zeki karakterin, yapıp ettiklerini hatırlamaması, tutarsızlık yaratıyor. Nasıl bir insan defalarca birlikte olduğu bir insanı, aradan zaman da geçse hatırlayamaz ki? Son sözde, sinir bozucu ve gerçeklikte yaşanması güç olayları peş peşe sıralayan, gerçekte yaşaması pek mümkün olmayan karakterleri bünyesinde barındıran, ağır bir duygusal kaybı "kullanarak" kendini gerçeklik anlamında kurtarmaya çalışsa da yapaylıktan kaçamayan bir kitap "Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu". Çıkarılabilecek ve zaten benim de çıkardığım birkaç duygusal alıntının haricinde, kazandırdığı hiçbir şey yok üzülerek söylüyorum ki. Zweig'dan bu kadar kötü bir eser beklemezdim. Kitabı geçmişte de okumuştum ama demek ki bu kadar kötü olduğundan kitaba dair hiçbir şey anımsamamışım ki yeniden okudum. Gerçekten de hak ettiğinden fazla değer gören bir kitap. Daha iyi Zweig kitapları varken bu kitap bu kadar popüler olmayı hak etmiyor.
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
OKUYACAKLARIMA EKLE
17
Yorum
18
Paylaşım
1.326
Beğeni
Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.
En Yeniler 
Murat Özçakan
Kitabı ne zaman okuduğumu hatırlamamakla birlikte, incelemenizi okurken kitaba dair hiçbir şeyi de hatırlamadığımın ayırdına vardım. Oysa ki yazarın diğer eserleri, özellikle bazıları aradan geçen zamana rağmen hafızamda detaylı bir şekilde tazeliklerini korumaktalar. Kısacası eseri, bu kadar silip, yok ettiğime göre, size hak vermekten başka ne gelebilir elimden? Kaleminize sağlık.
1
1
Ömer YILDIRIM
Merhaba. Çok teşekkür ederim çok incesiniz :)
Sidelya
Zweig çok beğendiğim bir yazar. Ruh hali ile ilgili belki de... Eğer yapabilirsem tüm kitaplarını okumak istiyorum. Bu kitabı okudum. Ve okurken çok sinirlendim. Gerçekten beğendiğim bir yazarın nasıl böyle bir kadını aşağılayıcı nitelikte bir kitap yazdığına inanamadım ve şimdilik okuduğum kitapları arasında beğenmediğim tek kitap oldu. Herkes övgü dolu yorumlar yazmış. Gerçekten nasıl düşünce yapıları var bu insanların bu aşk değil bu bir hastalık, saplantı, takıntı dedim. Ama sizin incelemeniz bana umut verdi 😊 Kitap hakkında bu şekilde inceleme yapmanız çok güzel. İncelemeniz çok başarılı olmuş. Hala doğruları yazan insanların olduğunu görmek güzel. Emeğinize sağlık. İyi günler.
2
4
2 YANITIN TAMAMINI GÖSTER
Sidelya
Rica ederim. 🙂
Betül
YORUM GÖRÜNTÜLENEMİYOR.
9
Leyla Mirzəzadə
Çok teşekkür ederim, ben bu kadar sakin inceleme yapamazdım. "Kurtlara söyle ben eve döndüm" kitabından sonra okuduğum en gereksiz bir kitap oldu "Bilinmeyen bir kadının mektubu" kitabı. Sadece, altına bir kaç çizgi attığım cümleler oldu, onlar da çocukken hissettiği saf duygular içindi.
1
4
Ömer YILDIRIM
Teşekkürler :) Benimle aynı fikirde olan birilerini görmek güzel :)
2
Aleyna
İncelemeniz çok güzel. Ben kadın karakterin aşkı için "Bu kadar dayanmak hala aşkın peşinden koşmak da fazla" diye düşünmeme rağmen zevk alarak okumuştum. Haliyle sizin aksinize kitaba bakış açım daha farklı fakat "Yeşilçam" benzetmeniz çok hoşuma gitti. Demişsiniz ya "Bir popüler yazardan bahsediliyorsa onun nispeten zeki bir insan olduğunu algılıyorum ben" diye, üzülerek katılamadığımı belirtmeliyim en azından günümüz için. Popülerlik, ün yalnızca başarıyla, zekayla, yetenekle eşleşen şeyler değil artık. Elbette geçmiş zaman için bunu düşünüyorum derseniz ayrı. Emeğinize sağlık.
1
11
Ömer YILDIRIM
Merhaba. Teşekkür ederim. Kendim için popüler olanlardan bahsediyorum :)
2