Yine okuduktan sonra boş boş duvara bakma isteği uyandıran kitaplardan biri.
Bu kitap oldukça uzun zamandır kitaplığımda bekliyordu, yaklaşık iki yıldır. Ama kitabı o zaman değil de şimdi okuduğum için gerçekten çok memnunum. Her kitabın okunması gereken bir zaman vardır ve bu herkes için değişir. Benim bu kitabı okuma zamanım da şimdiydi ve ben kitabı zamanında okumayı başardım.
Adından anlaşılacağı üzere kitap 60’ların hippi akımını anlatıyor. Benim bu akım hakkında bildiklerim giyim tarzlarından ve barışçı bir düşünce yapısına sahip olduklarından öteye gitmiyordu. Oysa sadece bundan ibaret değilmiş. Bu insanlar kendi iç benliklerini keşfedebilmek için kilometrelerce yol gitmekten asla gocunmuyorlar. Hayatın, yaşamanın anlamını arıyorlar. Bazen bu anlamı yaratıcıda, bazen bir ağaçta, bazense kendi içlerinde bulabiliyorlar. Hepsinin farklı farklı yaşam öyküleri var ve bence hepsi birçoğumuzdan daha cesur insanlar. Tüm hayatını geride bırakıp bu yola çıkmak kolay değil çünkü. Kitabı okurken zaman zaman aklıma gelen bir soru da “Acaba ben o dönemde yaşasaydım bir hippi olur muydum?” sorusu oldu. Açıkçası, sanmıyorum. Ailemin öğretilerini kolay kolay bırakıp hiç bilmediğim bir hayat yaşayamazdım ben. Zaten Türkiye’de hippiler diğer Avrupa ülkelerine kıyasla daha az sanırım.
Yanlış anlaşılmasın, kitap sadece bir grup insanın hayat tarzını anlatmıyor. Aynı zamanda siyasi birçok olaya değiniyor. Ne de olsa bu akımın siyasi bir yönü de var. Örneğin Fransa’da geçen bir devrimden bahsediyordu. Devrimin tam tarihinden ve tam olarak sebebinden emin değilim ne yazık ki. Ama bu incelemeyi yazmayı bitirdikten sonra hemen gidip onu araştıracağım. Oldukça merakımı uyandırdı çünkü.
Bu kitap bana ne kattı? İlk olarak kendi ülkem hakkında bile bilmediğim şeyler öğretti. Mesela Türk erkeklerinin meşhur bıyıklarının altında yatan bu derin anlamı bilmiyordum. Bunun yanında karakterler Tanrı’yı ve kendilerini sorguladıkça ben de bu konular hakkında daha çok kafa yormaya başladım. Ve zaten en büyük tutkusu seyahat etmek olan bu genç kızın seyahat aşkı daha da arttı. Bir ülkeyi tanımanın sadece o ülkenin turistik yerlerini gezmek anlamına gelmediğini öğrendim. Karla’yla birlikte aşkı sorguladım ve onunla birlikte olgunlaştım.
Ama kitabın bir sorunu vardı. Aslında bunun bir sorun olup olmadığından tam emin değilim ama birazcık uyuşturu kullanmayı olumluyordu kitapta. Böyle şeylere en uzak insanımdır ama benim bile deneyesim gelmedi değil. Bu biraz tartışmalı bir konu. O yüzden bunu şimdilik bir kenara bırakıyorum. Bu platform üzerinden bu konuyu tartışmayacağım.
Sonuç olarak yine bir “okuyabilirsiniz” kitabı değil de “okumalısınız” kitabı incelemesi yapmış bulunuyorum. Keyifli okumalar dilerim.