#Kitap şuuru
BİR BÜYÜK RÜYANIN ÇOCUKLARIYDIK BİZ
Yazar Muaz Ergü, eğitimci ve yazar kimliğine sahip; iyi bir gözlemci ve yorumcu.
Kitabın dili sade, anlaşılır, rahatlıkla okunabilir. Dil ve üslup etkileyici, konuların işlenişi ve akışı kanaatimce sürükleyici; yazar, sonraki sayfalarda neler yazdığını, nasıl yorumladığını merak ettiriyor.
Kitap, iki bölüm halinde kısa, eleştirel birçok denemeden oluşuyor; Müslüman bireylerin çağın koşulları karşısında İslam’ı yaşayamama yada yaşamama problemi üzerine tespit, tahlil, yorum ve bazı öneriler içeriyor. Aslında kitapta yer alan tespit ve yorumlar, belki yüz senedir, başka birçok düşünür, yazar ve eleştirmen tarafından farklı şekillerde dile getirilmiş ve getirilmektedir; değerlendirmeye konu aldığımız kitap, güncel olması yönüyle dikkate değer. Kitap, Müslüman olduğu iddiasında olanlara yönelik bazı eleştiriler içermektedir. Ancak yazarın amacı, eleştiri değil uyarıdır; eleştiri ve tespitleriyle Müslüman olduğunu iddia edenleri uyandırmayı amaçlamaktadır.
İslam dünyası, Batı ile kıyaslandığında, birkaç yüzyıldır geri kalmışlık içinde ve bu geri kalmışlık halen aşılabilmiş değil. Batı’nın ulaştığı düzeye ulaşabilme çabaları, zaman içerisinde Batı öykünmeciliğine dönüşmüş ve beraberinde ciddi bir kültürel yozlaşma süreci başlamıştır. Günümüz Müslümanları, İslam’a uygun yaşama iddiasını kaybetmişlerdir; bu, bir yenilgidir. Batıyı ve Batılı değerleri eleştiren Müslümanlar Batılı değerlerin kopyacısı olmuşlardır. Müslümanın, kılık, kıyafet, düşünce ve davranış bakımından, eleştirdiği ‘‘Batılı’’dan farkı kalmamıştır. İslam dünyası, inançlarına uygun bir biçimde yaşama/ yaşayamama noktasında ciddi bir kriz içindedir; hatta geniş halk kitlelerine, İslami ruhu/ özü unutturacak derecede kültürel işgal altındadır.
Batılılaşma süreci ve etkileri, kapitalizmin etkisi İslam bireylerini ve toplumunu isteseler de istemeseler de belirgin bir şekilde etki altına almış, değiştirmiş ve dönüştürmüştür. Hz. Muhammed’in vefatından çok kısa bir süre sonra İslam’a uygun yaşama formu dönüşüme uğramış, daha doğrusu yozlaştırılmıştır. Bunun müsebbibi olarak Emeviler ve onların hırsları gösterilmekte; sonrasında da zincirleme bir şekilde ve yaygınlaşarak bu hırs ve hataların günümüze kadar ulaştığı dile getirilmektedir. Dünyevileşme, zenginlik, lüks peşinde koşma, kazanç hırsı, insan kalitesinin bozulması… İslam dünyasının yozlaşmasına ve yenilgisine yol açmıştır.
Hz. Ömer’e atfedilen bir sözde, ‘‘inandığı gibi yaşamayanlar, bir süre sonra yaşadıkları gibi inanmaya başlarlar’’ denilmektedir. İslam dünyası bugün tam olarak bu haldedir; bu bir sapmadır.
Dünya hayatı, insanlar için en başından itibaren, (Habil ve Kabil’in öyküsü) iyi ile kötünün mücadelesine sahne olmaktadır ve bu mücadelede maalesef çoğunlukla kötüler, kazanan taraftır ve kötülük gittikçe de yayılmaktadır. Müslümanlar iyiyi istemelerine ve iyinin egemen olmasını istemelerine rağmen iyinin ve iyiliğin kazanması için mücadele etmemektedirler. İslam toplumuna, şeytanın istediği/ şeytani bir düzen hakim olmuştur.
İslam ahlakı, İslam coğrafyasında kaybolmuş, unutulmuştur. Müslümanlar gruplara ayrılmış, birlikleri bozulmuş, birbirlerine düşmanlık eder hale gelmişlerdir. Her bir grup, İslam’ı en iyi kendisinin anladığı ve yaşadığı iddiasındadır, diğer grupları ötekileştirmektedir. Dindarlık, şekilden ibarettir hatta mevcut şekil bile tartışmalıdır. Örneğin türban, namaz, ramazan, oruç, hac, kurban vb yozlaşmış, ruhundan/ özünden ve amacından kopmuştur. Namaz, mekanik hareketlere, jimnastiğe; hac, turistik seyahate; kurban, et biriktirme ve kasaplığa; oruç, perhize; türban, modaya ve mankenliğe, aksesuara… dönüştürülmüştür. Müslümanlar yaşanması gereken Kur’an’ı, okumakla yetinir hale gelmişler; sadece ibadetleriyle ve/veya bağlı oldukları dini gruplara aidiyetleri ile gurur duymakta, kurtulacaklarını, bunun yeterli olduğunu zannetmektedirler. Cömertlik, paylaşma, yardımlaşma, şefkat ve merhamet gibi değerler yani İslam ahlakı bir kenara itilmiş; İslam, sadece şekle indirgenmiş, mekanikleşmiş ibadetlerle yaşanır hale gelmiştir. Hayata ve insan ilişkilerine yalan, hile, çok kazanma hevesi, gösteriş, samimiyetsizlik egemen olmuştur. Putçuluk, çeşitli biçimleriyle yeniden canlanmıştır; para, makam, şehvet, parti vs putları, insanları ‘‘kul’’ haline getirmiştir. (‘‘Emin/ güvenilir’’ kişi olması gereken) Müslüman, (diğer) Müslümana güven duymamaktadır. Dostluklar ve ilişkiler, Allah rızasına/ İslam ahlakına göre değil menfaate göre biçimlenmekte, başlamakta, sürdürülmekte ve sonlandırılmaktadır. Herkes bundan şikayetçi olduğu halde yaşam aynen devam etmektedir. İnsanlar, dini ve/ veya dini kisve taşıyan siyasi grupların söyleyegeldiği çağdaş masallar ve çağdaş mitolojilerle etki altına alınmakta, yönlendirilmektedir. Müslümanlar, çarpıtılmış dini söylemlerle, dini söylemler ile aldatılmakta, uyutulmakta, hakikatten uzaklaştırılmaktadırlar.
Peki bu kötü/ olumsuz gidiş, bu sapma nasıl düzelebilir? Her Müslüman önce kendi nefsiyle mücadeleye girişmelidir; nefsine uyan, helak olur; nefsine hakim olamayan çevresine/ dünyaya nizam ve huzur getiremez. Müslümanlar, kalplerini ve düşüncelerini, davranışlarını ve yaşantısını İslam’a göre yeniden yapılandırmalıdır. ‘‘İslam’ın insanı’’nı yetiştirmek gerekir; ailenin ve eğitimin gayesi bu olmalı, buna göre ayarlanmalıdır. Müslümanlar Hz. Ali’nin ve evladı Hz. Hüseyin’in tavrını göstererek bu yozlaşmaya, aldatmaya, aldatanlara karşı gelmeli, başkaldırmalı, direnmelidir.
Hz. Peygamberin ve samimi sahabelerin hayat hikayesi mitolojik, hayali hikayeler değildir; gerçekçi yaşam öyküsüdür, yaşanmıştır, bugün için de örnektir/ bugünün insanına örnektir.
İslam, insanlıktır; insana ve dünyaya huzur getirecek olan İslam’dır. Teknoloji gelişiyor, şehirler büyüyor ancak insanlık ölüyor, İslam unutuluyor.
Kitapta ehl-i sünnetin büyük alimlerinden İmam Gazali’ye de atıf yapılmış ve ondan kısa bir alıntı nakledilmiştir: ‘‘Ey Müslüman, göçe hazırlan; ölecek, hesap vereceksin; ahirete hazırlan, vaktin daralıyor!’’ Canın, tenin, malın ve vaktin imtihan içindir, emanettir; emaneti, zayi etme. Gönül/ kalp Allah’ın evidir, nazargahıdır; o evi, temiz tut, kirletme.
Kitabın son kısmında üç adet ‘‘Babama Mektup’’ yer almaktadır. Yazar, bu mektuplarda, gözlemlerine dayanarak ülkemizde, son 30 – 40 yılda yaşanan olumsuz yöndeki değişimi ve yozlaşmayı ortaya koyarak eskiye, samimiyete, dostluğa duyduğu özlemi dile getirerek, söyleyeceklerine noktayı koymuştur.
Müslümanlar olarak yapılan tespitler ve yorumlar üzerinde düşünmeli; yaşantımıza, davranışlarımıza İslam’a uygun bir öz ve biçim vermeliyiz; İslam’a uygun bir toplum ve dünya inşa etme iddiamızla tarihin, hayatın öznesi konumuna yükselmeliyiz.
#Kitap şuuru