Gönderi

Gerçek Ne? Bir Cevap Arıyorum.
10/10
·762 syf.··
Beğendi
·
2020 49. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 27 Ekim 2020 15:34
Bir soru olmalı aklımızda her zaman; yoksa bu dünyada kandırılmamız, kazıklanmamız işten bile değildir: İnsanlar, özellikteki çevremizdeki insanlar, iyi mi kötü mü? Peki neden? Filozoflar, bir toplum hayal ederler. Hiç adam kayırmanın olmadığı, adaletsizliğin yaşanmadığı, kimsenin yok yere aşağılanmadığı bir toplum hayal ederler ama o kadar yazmalarına, anlatmalarına ve yaşamalarına rağmen yaşadıkları toplumda neredeyse hiç etkide bulunamamışlardır. Hasret kaldıkları düzeni, devleti, insanı hayal ediyorlar ve kendi tecrübelerine göre bir çözüm ve yöntem ileri sürüyorlardı ama dikkat buyurun, çok az bir kısmı toplumu değiştirmeyi daha iyi bir deyişle insanı iyileştirmeyi başarmışlardır ( bu başarıyı yakalayanlar ne filozoflar ne de kahinlerdir. Bu başarıyı yakalayan bizzat insanların içinden gelen sıradan insanlardır.) Peki, filozoflar neden ciddi bir başarıda bulunamamışlardır? Onlar ki, sadece düşünmekte ve toplumun faydasın için konuşmakta ve yazmaktadırlar. Ve çoğu, ne hikmetse, yaşadığı dönemde değil; yüzyıllar sonra anlaşılmaya başlanmıştır. Bunun sebebi, ekseriyetinin, filozofların halktan ve halkın sorunlarından kopuk olmasındandır. Buldukları çözümlerin uygulanmasına imkan bulunamamıştır genellikle, zira uygulanmaktan çok uzaktır bu çözümler. Halka çare olanlar da, genellikle ya öldürülmüş ya da toplumdan uzaklaştırılmıştır; bunun sebebi nedir peki? İnsanlar, dünyaya geldiğinden beri kendi için yaşamaktadır, genellikle. Kendi nefsi için her türlü işi edebilmektedir. Bu sebeple, bu düzeni değiştirebilecek her türlü girişimi bertaraf etmekten asla geri durmamaktadır. Bu girişimde bulunanlara kötü lakapları takmak ve onları toplumun gözünden düşürmek, onun için hiç zor değildir hatta bu durumu kendine vazife edinmektedir. Peki, bu neden? Şöyle düşünelim: İnsanın yapısının egoist olduğunu, insanın nefsine düşkün olduğunu söyledik. Ve bu, ilk zamanlardan beri devam etmektedir. Düşünün, ilk kan kendini üstün görmekten dökülmüştür (Habil ile Kabil). Bu durum, yani bu egoist yerleşik yapı, yüzyıllardır insanda pekişmektedir. Her insan, ilk fırsatta karşı tarafa kazık atmak, kendi koltuğunu sağlama almak için en yakınlarını satabilmektedir. Ve yüzyıllardır devam ediyor bu durum, sadece son üç yüzyıla mahsus değildir. Tarihe bir bakalım, çoğu devlet sırf koltuk sevdasıyla yıkılmıştır. Nefsin rahatı için ne kadar halk katledilmiştir, ordular kırılmıştır. Sadece mazinin tül perdesini elimizle aralamamız kafidir. Tüm bu sebepleri, şöyle toplayabiliriz: Sırf ego için yaşanılan bir hayat var, bunun sebebi de insan yapısı. İnsan, bu yapısının etkisini azaltmak için uğraşacağına nefsi için her yola başvurmaktadır. Yüzyıllardır bu döngü devam etmektedir. Bu döngünün sonucunda, doğal olarak, insanların aklında şu kural yerleşir: İnsanlar kötüdür ve hayat acımasızdır. Bunu bilmeyen, kabul etmek istemeyen, değiştirmek isteyenlerin tamamı da 'budala'dır. *** Evet, durum budur. Yüzyıllardır oturan bir anlayış var. Bir soralım kendimize: Bunu değiştirmek kolay mıdır? Bir kere, insanın yapısı böyle. Bunu tolere etmek gerekiyor. Çok az insan bu tarafını tolere etmeyi başarıyor. Bazıları toplumu eğitiyor, bazıları toplum tarafından yaftayı yiyor (budala). Biraz roman üzerinden gidelim. Bu romanın başkarakteri olan Prens Mışkin, tüm insanları iyilik meleği zannetmekte ve hayatı da bizim hazırlandığımız ve yaşadığımız şekilde değil, muazzam ve çok güzel, insanoğlunun hayal ettiği gibi, merhametli zannetmektedir. Hastalığının tedavisi için gittiği İsviçre'den Petersburg'a geri dönmüştür. Petersburg'ta çok insan tanımıştır; uzaktan akrabaları, ilk başta iyi insan olarak görünenler ve yalakalar, hepsi bu insanı aynı isimle hatırlamak ve zikretmektedir: Budala. Halbuki o bir hayale inanıyordu. Tüm insanların anlayışlı olduğuna, iyi olduğuna inanıyordu. Ama, sonuçta saydığımız insanların tamamından kazık yiyor. Bir kadınla, acımasından kaynaklı (ki tamda acınacak bir kadın) onla evlenmeyi göze alıyor ama alaya alınarak defalarca terk edildi, nikah masasından da olmak üzere. Bu romanı okurken, Prens Mışkin için ne kadar da 'budala' diyordum. Bunun sebebi zannediyorum, bende dahil olmak üzere bütün insanlığa oturan bir anlayış sebebiyledir. *** Sözümüzü bağlayalım. İnsanların yapısı sebebiyle nefsi için gemileri yakabileceği bir gerçektir. İnsanın sahip olduğu bu yapı nedeniyle, yüzyıllardır oturan "iyi ve dürüst davranan 'budala'dır" düşüncesi de bir gerçektir. Ayrıca çocuklara okulda "İyi davranmanın, dürüst olmanın, içten olmanın çok faziletli olduğu" öğretildiği de bir gerçektir. Ve bunları öğrenen bir çocuğun büyüdüğü zaman düşeceği boşluk da bir gerçektir. Bu roman, acı bir gerçeği vuruyor suratımıza: İyi davranmak budalalıksa ya kötü davranmak nedir? Ve yazının başındaki soruyu bir kez daha cevaplamak zorunda bırakır bizi: Tüm bunlardan sonra; insan iyi midir, kötü müdür? İyi okumalar dilerim. Muhabbetle.
1000Kitap
BudalaFyodor Dostoyevski · Everest Yayınları · 201131,5bin okunma
·
34 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.