Anna
•Yazarlık Atölyesinde Tuğba Coşkuner önerileriyle benim için çok farklı ama çok güzel kitaplar okudum. Anna kitabı da o önerilerden biriydi. Atölye bittikten sonra okuyabilmek nasip oldu.
•Kitapta yer alan olayların Ekim 2020’ de geçmiş olması ve benim de bilmeden aynı tarihte okuyor olmam biraz ürkütücü oldu.
•Kitabın Konusu; Yıl 2020. Ölümcül bir virüsün Belçika'da ortaya çıkıp kısa sürede tüm Avrupa'ya yayılmasından dört sene sonra. Tüm yetişkinlerin öldüğü, geriye sadece çocukların kaldığı hayalet coğrafyalar. Baştan sona felakete sürüklenmiş Sicilya’da hayatta kalma mücadelesi veren on üç yaşında, inatçı ve gözüpek bir kız ile küçük erkek kardeşi. Yanmış tarlaların, gizemli ormanların, harabeye dönmüş alışveriş merkezlerinin, terk edilmiş şehirlerin ve hayatta kalabilen vahşi toplulukların arasında Anna’ya yol gösteren tek şey, annesinin ölüm döşeğindeyken çocuklarına hazırladığı kurallar defteridir. Ne var ki Anna, geçmişe ait bu kuralların zamanla işe yaramadığını fark eder. Tek çare, yeni kurallar koymaktır...
•••••••••••••••
•”Yaşam
bize ait değildir, sadece içimizden geçip gider. (...) Geriye dönüp bakmadan yola devam etmek gerekir, çünkü içimizdeki yaşam enerjisini kontrol etmemiz olanaksızdır, hayal kırıklığına uğramış, kör ya da sakat kalmış olsak da yaşamımızı zorlaştıran her türlü olumsuzluğa rağmen beslenmeye, uyumaya, yüzmeye devam ederiz.”
•İncecik yüzünde, tıpkı taze bir meyvenin üstüne konmuş aceleci arılar gibi, dünyayı anlamaya çalışan kocaman mavi gözleri vardı
•Üstüne basıldığında hamamböceğini topallayarak da olsa kaçmaya zorlayan, tırpan darbelerine maruz kalan bir yılanı iç organlarını sürükleyerek oradan kaçırtan hayatın senin hayatından hiçbir farkı yoktur.
•Hayatı başından sonuna kadar, her ânını dolu dolu yaşarsan kısa bir hayat uzun bir hayat kadar değerli olur
•Hayal kurma işini ümitsizlere bırak. Hayatta sorular ve cevaplar vardır. Ve insanoğlu her türlü sorunu çözüme kavuşturma yetisine sahiptir
•Anılar sık sık yazılmış şeylerle ya da rüyalarla harmanlanıyor, üstelik en çok emin olduklarımız bile zamanla, tıpkı bir bardak suya daldırdığımız fırçanın ucundaki suluboyalar gibi silikleşiyordu.
Anna