·272 syf.··Beğendi
···Okunma: 09 Kasım 2020 21:16 Sally Rooney'i Normal İnsanlar ile tanımıştım. Sonra bana anlatımının doğal oluşu ve yazımındaki belirgin hüznü ve melankoliyi bir arada barındırmasıyla kendini çok sevdirmişti. Rastgele bir gün dışarıya çıktığım zaman Arkadaşlarla Sohbetler'e rastlayınca hiç durmadan aldım ve aldığım gibi okumaya başladım.
Kitaba Frances ve Bobbi isimli iki yakın arkadaşın -aynı zamanda lisede bir müddet birliktelik yaşamışlar- bir Dublin akşamında, şehir merkezinde yapılan bir şiir okuma gecesindeyken dışarıda sigara içmeleriyle başlıyoruz. Aynı esnada kurgunun bence önemli karakterlerinden biri olan Melissa da, Frances ve Bobbi'yi tamamiyle kendi hallerinde öylece dışarıda dikilip dururken fotoğraflıyor. Üçlünün arasında çabucak ayaküstü bir sohbet kuruluyor: Melissa, Frances ve Bobbi'nin performanslarını beğendiğinden söz ederken, kızlar da internette Melissa'nın işlerine daha önce rastlamış olduklarından dem vuruyorlar. Aralarında kurulan bu sohbet, Melissa'nın Frances ve Bobbi'yi aynı akşam evine davet etmesiyle devam ediyor; kızlar da kabul ediyorlar. Melissa'nın evinde onları köpeği ve eşi Nick karşılıyor. Durum belki buraya kadar oldukça masum ve olağan görünebilir, ancak Frances ile Nick arasında oluşan duygu akışı herkesin hayatını dengede tutmaya yaran iplerin bir hayli sallanmasına neden oluyor.
Kitap boyunca Frances ve Nick arasındaki gelgitlerle dolu ilişkiyi okuyoruz.
Çevreme Normal İnsanlar'dan her zaman övgüyle bahsediyorum, hep ne kadar sevdiğimi söylüyorum. Arkadaşlarla Sohbetler de benim keza Sally Rooney'den keyif alarak okuduğum bir kitap oldu. Olayların çok büyük bir kısmının Dublin'de yaşandığını okumak beni mutlu etti, gidip görmek istediğim bir yerin hayalini daha da güçlendirdi. Hayatımın şu noktasında, kitaptaki son yetmiş sayfayı okurken Frances'in bulunduğu ruh haliyle, düşünceleriyle kendimi çok fazla özdeşleştirdiğimi fark ettim. Hayatımızda olan şeyler aynı kulvarda olmasalar dahi bir noktada duygularımın kurgudaki bir karakterle bağdaştığına şahit olmak beni hep çok etkiliyor.
Üstelik okurken beni gerçekten şaşırtan bir şey vardı ki, o da bu kitabın yazarın ilk kitabı olmasıydı. Cümlelerin kuruluşuna, betimlemelere, karakterler arasında geçen sohbetlerde zaman zaman yerleştirilmiş sosyokültürel fikirlere bakınca inanasım gelmedi. Akıcı ve sade bir anlatımı vardı zaten. Cümleler öyle uzun uzun, her bir betimlemeyi iyice süsleyerek kendini kanıtlama çabasından göz yoracak cinsten de değildi. Bu zaten okumayı epey bir kolaylaştırıyor. Belki herkesin okuması gereken bir kitap değildir ve konusu itibariyle öyle ahım şahım, gerçek hayatta onaylayacağımız bir şey olmayabilir. Ama ben konunun işlenişinin, duyguların ifade edilişinin sahiden de başarılı olduğunu düşünüyorum. Genç-yetişkin kurgu ve akıcı bir kitap arıyorsanız beklentinizi karşılayabilir.