Gönderi

“Kendini bil” ve “Ölçüyü kaçırma!” Prometheus, insanlara duyduğu sevgi yüzünden akbabalar tarafından parçalanmak zorunda kalmış: Oidipus, Sfenks’in bilmecesini çözecek ölçüde aşırı bilgeliği yüzünden kötülükler girdabına sürüklenmek zorunda kalmıştı.
Sayfa 32
Edebiyat
·
8 Gösterim
1 Yorum
Oidipus’un laneti Oidipus’a yönelik değildi. Babası Laios’un lanetiydi ki adice bir şeye sebep olmuş Pelops’un oğluna tecavüz etmişti. Hatta Laios’a: “Bu çocuk tarafından öldürüleceksin” denmese, kehanet dile getirilmese o olaylar meydana bile gelmeyecek ve Laios ettiği ile kalacaktı. Promete’ye gelirsek eğer gördüğü işkenceler, ızdıraplar Promete’nin onurudur ki aradan yüzyıllar geçmesine rağmen hala Başkaldırmanın simgesidir. Boyun eğmeme cesaretini öğretmiştir. Çekilen ızdıraba bakıp da vazgeçersek biz nasıl yaşamdan tat alacağız ki? Ölçülülük belki bazen evet ama gerektiğinde yaşayabilmek için yaşamdan vazgeçmek gerekiyorsa bunu göze alabilenler sahiden yaşamıştır. Yaşlandıktan sonra bir başına oturup: “Yahu ben bu yaşa geldim de bunca yıl ben ne halt ettim, ben ne yaşadım?” sorgusuna düşmektense böylesi yaşamak daha makuldür.
Önceki 3 yanıtı göster
Yorumu şimdi fark ettim gecenin bir yarısı aydınlanma yaşadım teşekkür ederim. Hem Yunanlılara hem de sana katılıyorum. Baktığımız zaman kutsal kitaplardaki motiflerde yer alanlar ile Sümer inanışları da çokça benzeşiyor. Sümere kadar indirgiyoruz çünkü öncesinde yazının varlığından haberdar değiliz. Belki de haberdarız ama henüz en aşağı Sümer diyebiliyoruz. Ayet dediğimiz çoğu şeyler Sümerlerde toplumsal yaşam formlarını oluşturan kurallarla bağdaşıyor. Evet dinler de devletler de toplumsal düzeni ve bundan ziyade yöneticilerin çıkarlarını korumak üzere düzenlenmiş bir takım yasalar gibiler lakin İncilde’ki sosyal düzeni çok seviyorum en azından Platon’un Devlet’inden, Thomas More’un ütopyasından daha makul gelen yanları var. Pascal gibi, ya varsa, diye bir matematiksel hesaba girmeyi de istemiyorum. Her şeyi bilimle açıklayacak kadar bilime vakıf değilim ki insanların çoğu cevaplarını bilmediği şeyleri Tanrı’ya paslamak için inanıyorlar. Ama bizim Yunus Emre’nin, Ahmet Yesevi’nin, Bektaşi Veli’mizin, Hallacı Mansur’umuzun, Pir Sultan Abdal’ımızın, Seyyid Nesimi’mizin ve daha böyle nicesinin tasavvuf anlayışları beni huzurla boğuyorlar, manevi bir haz alıyorum. Kayboldukça kendime yaklaşıyorum. Bazı bazı kendimi Musa sayıp: “Bana sesini duyur, bana yüzünü göster” gibi şeyler diyebilme cürreti göstersem de böylesini çok daha seviyorum.
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.