Bir romanı bitirdiğimde bana olan etkisi ile aradan biraz zaman geçince oluşan etki çok farklı oluyor. Romanı bitirir bitirmez yapılan yorumlarda da bitirmenin heyecanı ile iyi yorumlar daha ön plana çıkıyor. Aslında biraz zaman geçtikten sonra yapılan yorumlar daha geçerli diye düşünüyorum. Bana göre romanlarda yediğimiz gıdalar gibi, hepsinin bir lezzeti var ve zaman geçtikçe bu tat kaybolmuyor. Ben de biraz zaman geçtikten sonra yorum yapmayı uygun gördüm. Bu sürenin sonun da da bendeki etkisinin devam ettiğini gördüm. Rüzgarın Gölgesi hacimli bir kitap, başta biraz ürkütüyor ama içine girdiğinizde bir sarmala girmiş gibisiniz. Yazar ince ince örüyor aklındakileri ve sonrasında yumağı hiç düğümlemeden sonlandırıyor. Gizem romandaki hakim renk, buna ilaveten aşk, cinayet, korku, hüzün ne ararsanız var ve o kadar hacmine rağmen sonunu kovalıyorsunuz. Acaba bu kadar düğüm nasıl çözülür derken ancak sonlarında tüm düğümler çözülüyor. Bu da sonuna kadar hakim rengi besliyor. Roman 2001 yılında yazılmış, o dönemde biz de basıldı mı, ülkemizde gerekli ilgiyi gördü mü, çok satanlar listesine girdi mi bilmiyorum ama kesinlikle "Unutulmuş Kitaplar Mezarlığı"na gitmemeli. Bu arada kitabın içinde gerçekten böyle bir mezarlık da var. Ben romanı alırken de unutulup giden romanlar arasında olduğu için böyle bir başlık atılmış diye düşünmüştüm. Aslında bu isim aslında kitabın temel konusunu oluşturuyor.